14 Temmuz 2021 Çarşamba

Anadolu Mutfağı'nı Budapeşte'ye Getiren Restoran: Türkiz Restoran

Budapeşte yıllardır kaliteli ve şık bir Türk restoranına hasretti. Böyle bir restoranın eksikliği orada yaşayan Türkler tarafından sıklıkla dile getiriliyordu. Nihayet bu hasret 01 Temmuz 2021 tarihinde Türkiz Restoran'ın açılmasıyla son buldu. Ben de davetli olarak 10 Temmuz 2021 tarihinde Türkiz Restoran'ın muhteşem yemeklerini deneme fırsatı buldum.

Türkiz Restoran

Restorana girdiğimizde ilk gördüğüm şey oldukça kalabalık oluşu ve içerde boş masanın olmamasaydı. Macar ve Türklerin ilgisi restorana oldukça üst düzeydeydi. Biz de teras denilen dışarı kısımda yer bulduk ve yemeklerimizi bekledik. 

Türkiz Restoran'ın Giriş Kısmı

Türkiz Restoran'ın menüsünde yemeklerin çeşitliliği hemen göze çarpıyor. Türkiye'de bulabileceğiniz yemeklerin hemen hemen tümünü bu restoranda bulabilirsiniz.

Restoran'ın menüsü

Biz yemeğimizi beklerken önden mezelerimiz geliyor. Yanında sıcak pide ile. Servis biraz yavaş olsa da yeni açılan bir restoran için kabul edilebilir bir seviyede. Restoran'ın işletmecisi Bilal Aslan yanımıza uğruyor. 10 günlük bir restoran olduklarını ve eksiklikleri hızla gidereceklerini söylüyor.

Urfa Kebap gerçekten muhteşem...

Ana yemek seçimimi Urfa Kebap olarak yaptım. Türkiye'de nasıl güzel bir Urfa Kebap yediysem burada eksiği yok fazlası var. Gerçekten muhteşem bir lezzet. Etin kalitesi ve kıvamında pişirme de hemen kendini belli ediyor. Zaten mutfaktaki şefler İstanbul'un ünlü restoranı Kaşıbeyaz'dan gelmişler. Yılların şefleri, hünerlerini Budapeşte'de konuşturmaya devam ediyorlar.

Türk çayı da tazeydi...

Yemeğimizin üstüne de taze bir Türk çayı içtiysek artık Türkiz Restoran'ı keşfetme vakti geldi diyebiliriz.

Türkiz Restoran daha ilk günlerden kalabalık...

Restoranın ambiyansı ise gerçekten takdire şayan. 

İç mekan

Biraz da restoran ile ilgili bilgiler vereyim: Restoran'ın yeri Budapeşte'nin en güzel yerlerinden birinde. Parlamento binasına oldukça yakın bir noktada.

Adresi: 1051 Budapest, Nádor utca 36 (Budapeşte V. Bölge)
Rezervasyon için: 
Telefon: 06 70 3667 666
E-Mail: reservation@turkizrestaurant.com
Çalışma Saatleri: Hergün 12.00 - 00.00 arası

18 Haziran 2021 Cuma

Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü Ziyaretim

Herkese merhaba. Sziasztok mindekinek! 16 Haziran 2021 tarihinde Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Sayın Yakıp Gül'ün davetiyle Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü'nü ziyaret ettim.

Yakup Gül ile sohbetimizden bir kare...

Yakup Bey çok samimi bir insan. Beni, oldukça güleryüzlü ve içten bir şekilde karşıladı. Hemen çaylarımız geldi ve koyu bir sohbete koyulduk. 3 aydır Budapeşte'deyim ve bu sürede tam anlamıyla Türk çayına hasret kalmıştım. Bunu Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü'nde giderdim diyebilirim. İçtiğim çay son derece lezzetliydi. Yakup Bey Rizeli olduğunu, dolayısıyla çay konusunda son derece iyi bir bilgiye sahip olduğunu söyledi. Bu söylediğinde de haklı. Kültür Merkezi'nde her daim taze çayları olduğunu ve gelen misafirlere ikram ettiklerini belirtti. Japon Kültür Merkezi ile birlikte ortaklaşa çay organizasyonu yaptıklarını ve bu organizasyona katılımın oldukça üst düzeyde olduğunu söyledi. 

Türk ve Macar bayrakları...

Daha sonra sohbetimiz Budapeşte'deki Yunus Emre Enstitüsü ile devam etti. Yakup Bey, Yunus Emre Enstitü binasını satın aldıklarını ve mülkiyetinin Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olduğunu söyledi. Budapeşte'nin en güzel yerlerinden biri olan Andrassy Bulvarı'nda yer alan Kültür Merkezi hem konum hem de bina olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni Macaristan'da oldukça iyi temsil ediyor. Yakup Bey 2014 yılından beri Enstitü Müdürü olarak görev yapıyor. Bu geçen 7 yıllık görev süresinde ülkemizi ve Türk kültürünü Macaristan'da en iyi şekilde temsil etti. Bunu da yaptıkları organizasyonlarla kanıtladılar. Yakup Bey, koronavirüs öncesi dönemde yılda 50'ye yakın organizasyon yaptıklarını söyledi. Bu neredeyse haftada 1 organizasyon demek. "Türk Kahvesi Akşamları" düzenlediklerini ve Türk filmlerini Macar izleyicilere merkezlerinde izlettiklerini anlattı. Bu organizasyonların çok ilgi gördüğünü ve yıllar geçtikçe de bu ilginin arttığını belirtti. Budapeşte'deki Yunus Emre Enstitüsü'nde çok değerli tarihçilerin sunum yaptıklarını söyledi. Ben de yıllardır Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü'nün çalışmalarını yakından takip ettiğimi belirttim.

Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü

Sohbetimiz Macaristan ile sürdü. Macaristan ile ilgili fikirlerimizi, tecrübelerimizi paylaştık. Macaristan konusunda ortak tanıdığımız kişilerin çıkması da güzel bir tesadüf oldu. Yakup Bey, sosyal medyada Macaristan ile ilgili yaptığım paylaşımları ilgiyle takip ettiğini ve oldukça başarılı bulduğunu söyledi. Bu sözler de benim için bir gurur kaynağı oldu.

Binanın Giriş Kısmı

Budapeşte Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Sayın Yakup Gül'e hem daveti hem de samimi ve koyu sohbeti çok teşekkür ediyorum. Türkiye'mizi ve Türk Kültürü'müzü en iyi şekilde Macaristan'da temsil ediyorlar.

14 Mayıs 2021 Cuma

Laura Pál: Genç Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk tanıyanlardan biri Macar diplomasisi oldu

Yakın zamanda, Türk tarihçi İlber Ortaylı'nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatıyla ilgili büyük ölçekli çalışması, Napkút Yayınevi tarafından Macarca yayınlandı. Macarca baskısı Gül Baba Türbesi Mirasını Koruma Vakfı tarafından desteklenmekte ve dağıtılmaktadır. Beş yüz sayfalık büyük monografiyi Macarcaya tercüme eden çevirmen Laura Pál ile cilt hakkında konuştuk.

Laura Pál (Foto: MH/Róbert Hegedüs)

Ünlü Türk devlet adamıyla ilgili cilt neden şimdi Macarca yayınlandı?

Macar kamuoyunun düşüncesi, Türkiye'nin esas olarak ortaçağ tarihi olayları üzerinden değerlendirildiği görüşünü yavaş yavaş aşmaya başlıyor. Rákóczi’nin Türkiye’ye gelişi, Kossuth'un Kütahya'da ve Thököly'ün İzmit'te kalışı gibi ortak tarihin olumlu bölümleri de buna katkıda bulundu. Macar toplumunun yavaş yavaş olgunlaşan bu tutum değişikliği, pek çok mükemmel Macar Türkologlarının kayda değer çabalarına ve kültürel diplomasi faaliyetlerine bağlanabilir. Ve Trianon’un 100. Anma Yılı’nda, "Türk Trianon"nunu mağlup eden Atatürk’ün yaşamı üzerine kapsamlı bir tarihsel çalışmanın burada da ortaya çıkması için ideal bir fırsat gibi görünüyordu.

Tüm bunlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunun hayatıyla ilgilenecek kadar Macar kamuoyuna ilham verdi mi?

Evet, çünkü zaten 18. ve 19. yüzyılda Macar mültecilerin davasının işlenmesi de bu yöne işaret ediyordu. Bugün, ülkenin bağımsızlığı için savaşan Macar özgürlük savaşçılarının, devrimlerin düşüşünden sonra Türk topraklarına sığındıkları, büyük ölçüde Macar tarihsel düşüncesine dahil edilmiştir. Tüm bunların bir sonucu olarak, 20. yüzyıl Türk tarihinin olaylarına olan ilgi, Macar kamuoyunda da artmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları arasında, Türk ordusu yabancı işgalcilere karşı başarıyla savaşırken, Macaristan, topraklarının dramatik bir şekilde paylaşılmasına zorlandı.

O dönemin perspektifinden bakıldığında, o zamanki Macar koşullarını başarılı Türk direnişiyle karşılaştırmak ne kadar gerçekçi ve ikincisi Macaristan için bir örnek teşkil edebilir miydi? Dışişleri Bakan Yardımcısı Levente Magyar'ın önsözü de bu konuyu ele alıyor.

Macaristan'da eğer böyle bir durum olsaydı ne olurdu ve Macarların direnişini Türk modeli üzerinden örgütlemeye çalışacaklarına dair gerçekçi bir olasılığın olup olmadığı konusunda hala bir tartışma var. Her halükarda, kitabı okumak Macar okur için Atatürk'ün bağımsızlık hareketinin nasıl bir örnek teşkil edebileceğini açıklayabilir. Mustafa Kemal, şüphesiz bir örgütsel deha ve mükemmel bir stratejistti, orduyu çok kısa sürede yeniden örgütleyebilen ve aynı zamanda sürekli değişen koşullara son derece hızlı tepki veren yüksek eğitimli bir askerdi. Vatanseverliğe ek olarak tüm bunlar gerekliydi.

Karşılaştırma imkanı veriliyor, ancak yeni yayınlanan Atatürk monografisinde yazarın sadece kısaca Trianon'dan bahsettiği nasıl açıklanabilir?

Cilt, zamanın karmaşık Macar siyasi durumunu analiz etmeyi amaçlamıyordu, zaten bağımsız bir monografinin konusu olacaktı. Türk tarafında bu arada iki milleti birbirine bağlayan olaylar çok daha ön planda. Örneğin, Macar diplomasisinin genç Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk tanıyanlardan biri olduğu unutulmamış ve Türk milli hafızası, Atatürk'ün 1938'de ölümünün Budapeşte'de, Macaristan Parlamentosu Meclis Başkanı'nın Türklerin Babasının ölümüne ilişkin açıklamasını biliyor.

Atatürk, yaptığı inkılaplarla ülkesinin Avrupa yolunu açmıştır. Görünüşe göre bu yol Macaristan'dan geçiyor. Gül Baba Türbesi Mirasını Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Polat, kitabın girişinde Macaristan'da üniversite düzeyinde Türkoloji eğitiminin ülkesi için önemini açıkça vurguladı.

Macaristan'ın Türkiye'ye olan ilgisinin artması ve pek çok alanda iki ülke arasındaki yakın işbirliği artık gözden kaçırılamaz. Türk dili ve kültürüne ilgi duyanların sayısı yıldan yıla keskin bir şekilde artıyor ve ülkede giderek daha fazla Türk entelektüel ve kültürel atölye çalışması yürütülüyor ve bu da şüphesiz Macarların Türkler arasındaki imajını olumlu bir biçimde yeniden şekillendiriyor.

11 Mayıs 2021 Salı

Dünyanın En Zengin ve En Özel Dili: Macarca

Diller, hızla değişen dünyamız tarafından dinamik olarak şekillendirilen topluluklar tarafından konuşulan canlı varlıklar olarak görülmelidir. Peki Macar dilini bu kadar eşsiz kılan nedir?

İngilizce konuşan çoğu kişiye göre, Çince dünyadaki öğrenmesi en zor dildir, ancak Japonca ve Macarca da listenin başında yer almaktadır. Birçok dilbilimci, yazar, akademisyen ve sanatçı, Macar dilinin dünyadaki en zengin ve en etkileyici dillerden biri olduğunu iddia ediyor.
 
Macarca kelimeler

Avusturyalı bilim adamı Erbersberg'e göre: “Macar dilinin yapısı, sanki bir dilbilimciler topluluğu tarafından tüm düzenlilik, özlük, uyum ve açıklığa sahip olmak ve ayrıca tüm ortak yönlerden, telaffuz güçlüklerinden ve düzensizliklerden özenle kaçınmak için yaratılmış gibidir."

Amerikan CBC ile yaptığı röportajda oyun yazarı George Bernard Shaw, Macarca hakkında şunları söyledi: “Güvenle söyleyebilirim ki, yıllarca Macarca okuduktan sonra, bende şöyle bir kanaat oluştu: Macarca anadilim olsaydı, eserlerim çok daha fazla olabilirdi. Basitçe, ağzına kadar kadim bir güçle dolu bu tuhaf dilde, küçük farklılıklar, duyguların gizli titreşimleri çok daha doğru bir şekilde tanımlanabilir."

58 dil konuşan Kardinal Giuseppe Mezzofanti, Macarca hakkında şunları söyledi: “Yapıcı yeteneği ve ritminin uyumu nedeniyle hangi dilin diğerlerinden önce geldiğini biliyor musunuz? Macarca’nın. Görünüşe göre Macarlar kendi dillerinin hazinesini bilmiyorlar... "

Peki Macarcayı bu kadar özel yapan nedir?

Kısa, pratik ve tutarlı: Macar dili bağlayıcı değildir. Kelime düzenine sahiptir. Macarcada cümlenin başlangıcı, kelimelerin ilk hecesi ve cümlenin en önemli kısmı her zaman vurgulanır.

Fiillerin zenginliği hareket ve yer değiştirme anlamına gelir: Örneğin, İtalyan dili 26 hareket ve yer değiştirme fiili kullanırken, Macarca 1000'den fazla farklı fiil kullanır.

Melodik: Birçoğu Macarcanın İtalyanca ve Yunancadan sonra dünyadaki üçüncü melodik dil olduğuna, ancak sesle tanımlanmasının zor olduğuna inanıyor.

Antik: Macarca, eski bir karakteri koruyan modası oldukça geçmiş bir dil olarak kabul edilir: bugünün İngilizcesi % 4 etimon, % 5 Latince içerir, bugünün Macarcası % 68 antik etimon içerir! "

Zengin bir kelime dağarcığımız var: 1 milyondan fazla kelime ve birçok kelime aktarılan ikincil anlamlara sahiptir.

Kelime aileleri oluşturulur: Yeni, ince nüanslar ve atmosferik kelimeler çok karakteristiktir. 1000-4000 eski kelimemizden, kelime oluşumu, kelime kompozisyonu ve diğer kelime oluşturma yolları, daha yeni ve daha yeni kelimelerimizi ortaya çıkarır. Bu şekilde büyük kelime aileleri yaratılır.

Uzay-zaman yönelimi: Atalarımız da kendilerini uzay ve zamanda yönlendirmek zorunda kaldılar, bu yüzden yönsel üçlü yer ve zaman belirleyiciler gelişti.

Dilde sabit düşünme biçimi kişinin kendisini de etkiler. Belki de bu, son yıllarda, Macarca konuşanların sayısına oranla, nispeten çok sayıda Macar bilim insanının olağanüstü çalışmalarıyla dünya çapında ün kazanmış olmasının açıklamalarından biri olabilir.

Macar yazar Dezső Kosztolányi, Dil ve Ruh eserinde şöyle bahsediyor: "Dil doğal bir fenomendir. Kökleri, tarih öncesi çağlara kadar uzanır ve ayrıca bir gövdesi, dalları, yaprakları ve canlı çiçekleri vardır. Bizi devasa, yakalanması zor, manevi bir mucize gibi etkiler. Ama o kadar canlı ve gerçek ki, onu duyularımızla algılayabiliyoruz. "

Normal koşullar altında Macaristan'da doğan insanların çok önemsemediği şeye dışarıdan bakan biri olarak değer vermek genellikle daha kolaydır. Kelimeler ve dilin ezici bir gücü vardır.

Kaynak: novekedes.hu

11 Nisan 2021 Pazar

1 Aylık Budapeşte İzlenimlerim

Herkese merhaba. 11 Mart 2021 tarihinde akşam 20.30 sularında Budapeşte'ye geldim. Bu satırları yazarken tam 1 aydır Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de yaşıyorum. Bu 1 aylık geçen sürede Budapeşte ile ilgili izlenimleri sizlere aktarmak istiyorum.

Öncelikle Macaristan ve Budapeşte'ye 2006, 2009 ve 2014 yıllarında gelmiştim. Şimdi ise 6,5 yıl sonra tekrar Macaristan'dayım. Gayet net söyleyebilirim ki Avrupa'nın en güzel ülkesi Macaristan'ı özlemişim.

Budapeşte...

Budapeşte önceki ziyaretlerime göre oldukça sessiz ve sakin... Pandemiden dolayı sokaklarda insan sayısı çok az. Koronavirüs önlemleri sebebiyle tüm mağazalar 08 Mart - 07 Nisan 2021 tarihleri arasında kapalıydı. 07 Nisan 2021 tarihinden sonra mağazalar açılmaya başlandı. Restoran ve kafeler ise sadece paket servis hizmeti veriyor.

Kahramanlar Meydanı

Budapeşte'nin sembolik yapıları ve turistlerin uğrak noktaları da maalesef pandemiden nasibini almış. Kahramanlar Meydanı ziyaretimde sadece 2-3 kişi vardı. 

6,5 yıl aradan sonra tekrar Macaristan'dayım.

25 Mart 2021 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Budapeşte Büyükelçiliği'ne gittim ve Macaristan'a taşındığım için adres bildiriminde bulundum. Bu vesileyle büyükelçiliğimizi kısa da olsa ziyaret etme fırsatım oldu.

Türkiye Cumhuriyet Budapeşte Büyükelçiliği

Pandemiyi bir kenara bırakırsak Budapeşte her zamanki ihtişamıyla adeta Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biriyim diyor.

Balıkçılar Tabyası

Ulaşım konusu ise gerçekten muhteşem. Budapeşte'de ulaşım tam anlamıyla tıkır tıkır işliyor. Her şey dakik. Budapeşte'de bir yerden başka bir yere gitmek oldukça kolay ve hızlı.

Budapeşte'de ulaşım...

Budapeşte ile ilgili ilk 1 aylık süreci özetlersem: Budapeşte oldukça medeni ve güvenli bir şehir. Bu şehirde yaşayan insanlar birbirine saygılı. Ulaşım konusunda kendini aşmış bir şehir. Muhteşem binalarıyla ziyaret edenleri kendine hayran bırakıyor.

 Széchenyi Zincir Köprü

Macar vatandaşı Edina Szabó’nun Türkiye’deki Koronavirüs İyileşme Süreci

Edina Szabó, kuaförde saatlerce ıslak saçla oturduğu için ilk başta üşüttüğünü düşündü. Elma sirkesinin tadı ve kokusunu alamadığını anlayınca hemen koronavirüs testi yaptırdı. Ertesi gün, Sağlık Bakanlığı'ndan aradılar ve test sonucunun pozitif çıktığını söylediler. Kısa bir süre sonra kapısını çaldılar ve ücretsiz ilaç verdiler. Daha sonra, belediyeden arayıp geçmiş olsun dileklerini ilettiler ve alışveriş konusunda yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordular. Ücretsiz psikolojik yardım isteyip istemeyeceği bile soruldu. Edina Szabó, Türkiye'deki koronavirüs iyileşme sürecini anlattı.

Edina Szabó

Macar vatandaşı Edina Szabó 13 yıldır İstanbul'da yaşıyor ve bir şirkette uluslararası koordinatör olarak çalışıyor. Szabó 40 yaşında, 3 yıldır evli ve eşi Türk vatandaşı. Edina kısa bir süre önce koronavirüse yakalandı. Sosyal medyada yaşadıklarıyla ilgili bir gönderi paylaştı:

"Elma sirkesi şişesini elime aldığımda ve tadı hissetmediğimde, farkına vardım ki; bu günün iyi bir sonu olmayacak.”

Günlerdir hapşırıyordum ve burnum tıkalıydı ama o hafta pazartesi kuafördeydim ve hava çok soğuktu. Boyanın nüfuz etmesi için ıslak saçla saatlerce bekledim.

Ertesi sabah tıkalı bir burun ve baş ağrısıyla uyandım. Üşüyorum. O hafta antrenmana gitmedim; Burun akıntısına baskı yapmanın gereksiz olduğunu düşündüm. Bu arada tabii ki diyetim gittiğim ve çok ciddiye aldığım fitness salonunda çalışmaya çok isteksizdim.

Hafta berbattı ama üşüttüğümü düşünerek için bolca limon, sarımsak ve bal yemeye çalıştım. Pazar sabahı kahvaltının yanında eşime kahve yaptım, ne kadar lezzetli koktuğunu da fark ettim, sonra işe gitti ve ben de öğle yemeği pişirmeye başladım.

Yemeği tattım, hiç tadı yoktu. Garip. Birkaç saattir kokusu zevkle kokladığım kahve poşetini açtım, ama poşetin yarı dolu olduğunu bilmeseydim, içinde hiçbir şey olmadığını söylerdim.

Çaresizce elma sirkesi şişesine başvurdum. Sirke kokusu burnuma çarpmadı. Şişeyi bir alkolik gibi çektim; açgözlülükle ve uzun süre, ama sanki su içmişim gibi. Bravo; tat ve koku kaybı. İlk düşüncem hemen test yaptırmak oldu.

Evimizin yanında küçük bir özel hastane var. Hızlı bir şekilde oraya gittim ve test olmak istediğimi söyledim. 5 dakika sonra çok nazik bir hemşire tarafından burnuma sokulan test çubuğunu beynimde hissedebiliyordum.

Telefonum ertesi gün saat 2'de çaldı. "Edina Hanım ile mi konuşuyorum?" Evet dedim ve o da Sağlık Bakanlığı'ndan aradığını, Covid-19 testimin pozitif çıktığını ve kısa bir süre içinde 2 meslektaşının evimi ziyaret edeceğini, hiçbir yere gitmememi, 14 gün ev karantinasında kalacağımı söyledi. "Tabii ki," dedim. 5 dakika sonra yine Sağlık Bakanlığı'ndan başka bir görevli aradı ve ücretsiz ilaç getireceklerini söyledi. "Tabii” dedim. Karantina kurallarına uyacağımı ve ikamet yerimi terk etmeyeceğimi beyan ettiğim formu imzalatmak üzere iki nazik kadın görevli evime geldi. Favipiravir etken maddesini içeren bir kutu Favicovir ilacı verdiler ve ilacın ne şekilde alınacağını anlattılar.

Telefonum tekrar çaldı. Verilerimi henüz aldıkları için bölge belediye başkanının ofisinden arıyorlardı; Testimin pozitif çıktığını söyleyip geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Sonra alışverişi ayarlayıp ayarlayamayacağımı ve bununla ilgili bir yardıma ihtiyacım olup olmadığımı ve şu anda bir şey isteyip istemediğimi sordular. "Ne kadar güzel" diye düşündüm kendi kendime. Kendi içimde bile latte istemeye isteksizdim. Ama internetten alışveriş yapabileceğimi söylediği için teşekkür ettim; İstanbul'da e-market uygulamaları çok iyi çalışıyor. Bedava psikolojik yardım almak isteyip istemediğimi sordu. "Vay be" diye düşündüm, "hiçbir şeyi şansa bırakmıyorlar."

Verilen ilaç hakkında bilgi toplamak ve yorumları okumak için internette gezindim. Bilgi topladım. İlacın güvenilirliği hakkında kimya ve biyoloji alanında doktorası olan amcama bile danıştım.

Resmi makamlar tarafından aranmam hafta boyunca devam etti; Her gün 1-2 telefon alıyorum. Ya Sağlık Bakanlığından, ya da bana gelen gezici sağlık çalışanlarından ya da belediye başkanının ofisinden. Her arama kibarca nerede olduğumu sordu, görünüşe göre evde olup olmadığımı kontrol edip geçmiş olsun dileklerini iletiyorlardı. En önemlisi, henüz Türk vatandaşı olmamama rağmen yalnız olmadığımı hissettim.

İyileşmemden sonra, elma sirkesinin midemi bulandırdığını görünce memnun oldum.

Edina Szabó geçtiğimiz günlerde hikâyesini kamuoyuyla paylaştı çünkü Macaristan'ın doğuya açılımına hiç kimse iyi bakmamasına rağmen Türkiye ile Macaristan'ın birbirini iyi tamamladığını düşünüyor.

"Türk Konseyi'ne de gözlemci olarak dahil olduk, ki bu da çok eleştirilere maruz kalıyor. Türkiye’nin değerli bir ülke olduğunu göstermek istedim. Paylaşımımla Türkiye’ye minnettarlığımı ve teşekkürlerimi sunmak istedim."

27 Mart 2021 Cumartesi

125 yıllık bir Macar Şirketi: Tungsram

Macaristan'da bulunan Tungsram şirketi, ampulleri ve elektronik cihazları ile tanınır. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin Újpest bölgesinde 1896 yılında kurulan şirket, başlangıçta telefon, kablo ve santral üretimi yapıyordu. Tungsram adı, tungsten ve wolfram (ampul iplikçiklerinin yapımında kullanılan metalin iki yaygın adı) bir birleşimidir. Tungsram dünyada ilk defa akkor ampulü üretmiştir. Tungsram, komünist hükümetin 1945 yılında kamulaştırılmadan önce, Amerikan General Electric ve RCA şirketlerinden sonra dünyanın en büyük üçüncü ampul ve radyo tüpü üreticisiydi.

Tungsram'ın ürettiği akkor ampul

Şirketin Tarihi

13 Aralık 1904 tarihinde Macar Sándor Just ve Hırvat Franjo Hanaman karbon filamentten daha uzun ömürlü ve daha parlak ışık üreten dünyanın ilk tungsten filaman ampulü için Macaristan’da 34541 patent numarası ile başvuruda bulundular. Bu dünyadaki üretilen ilk akkor ampuldü. Ortak mucitlerin bu patentleri, birçok Avrupa ülkesinde halen Tungsram markası adı altında satılıyor. 1934 yılında Tungsram, daha uzun ampul ömrü sağlayan kripton gazı ile doldurulmuş ampuller için Imre Bródy tarafından bir patent aldı. Şirket, I. Dünya Savaşı sırasında radyo tüplerinin seri üretimi başladı ve radyo bölümü şirketin en karlı bölümü haline geldi. Macar fizikçi Zoltán Bay, György Szigeti ile birlikte 1939 yılında, SiC tabanlı bir aydınlatma cihazının patentini alarak, beyaz, sarımsı beyaz veya yeşilimsi beyaz yayan bor karbür seçeneği ile Macaristan'da led aydınlatmanın öncüsü oldular. British Tungsram Radio Works, savaş öncesi günlerde Macar Tungsram'ın bir yan kuruluşuydu.

1910 yılına ait bir Tungsram reklamı

1990 yılında Amerikan General Electric, Tungsram'ın çoğunluk hissesini satın aldı ve altı yıldan fazla bir süre boyunca girişime 600 milyon dolar yatırım yaparak operasyonlarını her yönüyle baştan aşağı yeniden yapılandırdı. Bu, bugüne kadar Orta ve Doğu Avrupa'da bir ABD firmasının yaptığı en büyük imalat yatırımı oldu. Tungsram bugün General Electric'in bir yan kuruluşudur ve adı bir marka ismi olarak korunmaktadır.

Şubat 2018 itibarıyla GE Macaristan CEO'su Jörg Bauer, GE'nin Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Türkiye'deki aydınlatma ve küresel otomotiv aydınlatma işini satın aldı. Şirket, Tungsram Group adı altında yeniden faaliyete devam ediyor.

Tungsram Marka Logosu

20 Şubat 2021 Cumartesi

Budapeşte’nin En Eski Dördüncü Köprüsü: Elizabeth Köprüsü

Elisabeth Köprüsü (Erzsébet híd), Macaristan'ın başkenti Budapeşte’nin iki yakası olan Buda ve Peşte’yi Tuna Nehri boyunca birbirine bağlayan bir köprüdür. Budapeşte’nin en eski dördüncü köprüsüdür. Köprü, Budapeşte’nin merkezinde Tuna Nehri'nin 290 metrelik en dar bölümünde inşa edilmiştir. Köprü adını, 1898 yılında suikasta kurban giden Avusturya İmparatoriçesi ve Macaristan Kraliçesi olan Elizabeth'ten almıştır. Kraliçenin büyük bronz heykeli bugün, köprünün Buda ayağında küçük bir bahçenin ortasında yer alıyor. Orijinal eklektik gösterişli tarzdaki köprü 1897-1903 yılları arasında inşa edildi. Daha sonra II. Dünya Savaşı sırasında tahrip edildi ve 1961–1964 yılları arasında herhangi bir süsleme olmadan önemli ölçüde basitleştirilmiş bir şekilde yeniden inşa edildi. Köprünün Buda ayağı Gellért Tepesi'ndeki Saint Gellért anıtı, Kraliçe Elizabeth'in heykeli ile Döbrentei Meydanı'na, Peşte ayağı ise 15 Mart Meydanı’na çıkar.

Elizabeth Köprüsü

Köprünün Tarihi


Dekoratif bir asma zincir köprüsü olan Elizabeth Köprüsü, bir yolsuzluk skandalının ortasında 1897 ile 1903 yılları arasında inşa edildi. Elizabeth Köprüsü’nün Buda ayağı, doğrudan Gellért Tepesi'nin devasa eteklerine giriyor ve köprüye bağlanmak için karmaşık bir yol düzenlemesi gerektiriyor. Köprü böyle tasarlandı çünkü Şehir Konseyi üyesi olan zengin bir asil, nehir kıyısının belirli bir alanına sahipti. Araziyi köprü yapımı amacıyla satarak, diğer meclis üyelerine ve mühendislere de rüşvet vererek bir servet kazanmak istedi. Araziyi büyük ölçüde şişirilmiş fiyatlarla satmayı başardı. At arabaları çağında geometri meselesi önemli görülmedi ve ortaya çıkan maliyet aşımları örtüldü, bu nedenle kovuşturma yapılmadı. Son yıllarda, köprübaşını hemen takip eden keskin dönüşte birçok sürücü kalıcı olarak yaralandı ve hayatını kaybetti. 2004 yılında bir ailenin ölümüne neden olan bir kazadan sonra, köprünün Buda tarafı çıkışına 40 km/s hız sınırı getirildi.

Köprü ismini Kraliçe Elizabeth'den alıyor.

Elizabeth Köprüsü’nün ilk hali, ülkenin dört bir yanındaki diğer birçok köprü ile birlikte, II. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman kuvvetlerinin geri çekilmesi sırasında havaya uçuruldu. Köprü, Budapeşte'de orijinal haliyle yeniden inşa edilemeyen tek köprüdür. Eski köprünün resimleri ve bazı kurtarılmış unsurları, Budapeşte’de bulunan Şehir Parkı'ndaki Ulaşım Müzesi'nin önündeki bahçeden görülebilir.

Köprü II. Dünya Savaşı sırasında yıkıldı.

Şu anki mevcut ince beyaz kablolu köprü, 1961–1964 yılları arasında aynı yerde inşa edildi, çünkü hükümet köprü için tamamen yeni temeller inşa etme lüksüne sahip değildi. Köprünün ana kiriş kabloları altıgen kesitlidir, yedi farklı çapta binlerce temel çelik telden oluşur, bunun nedeni kısmen ilk bilgisayarların dairesel kesitli ana kablo grubu için çözüm sağlayamamasından kaynaklanmaktadır.

Elizabeth Köprüsü'nün ilk hali

Pál Sávoly tarafından tasarlanan yeni tasarım Almanya’nın Köln şehrindeki Mülheim Köprüsü'nü temel alıyor. Bu yeni tasarımın zayıflıkları vardı. Yapıda çatlak izleri görüldükten sonra 1973 yılında tramvay ve ağır taşıtların köprüden geçmeleri yasaklandı.

Günümüzde Elizabeth Köprüsü

Elisabeth Köprüsü için özel aydınlatma, ünlü Japon aydınlatma tasarımcısı Motoko Ishii tarafından tasarlandı. Japonya, maliyetlere 120 milyon forint (450.000 EUR) katkıda bulundu. Budapeşte Şehir Meclisi proje için 150 milyon forint ödedi. 2009 yılı Avusturya-Macaristan Monarşisi ve Japonya arasında diplomatik bağlar kurmanın 140. Yıldönümü, Japonya ile Macaristan arasında yeniden diplomatik ilişkilerinin kuruluşunun ise 50. Yıldönümüydü.

Elizabeth Köprüsü