1 Haziran 2020 Pazartesi

Macar Tarihinde Bir Kırılma Noktası: Trianon Antlaşması

Trianon Antlaşması, 4 Haziran 1920 tarihinde, I. Dünya Savaşı'nın galip İtilaf Devletleri ile Macaristan arasında, Fransa'nın Versay kentindeki Trianon Sarayı'nda imzalanan ve savaşı resmen sona erdiren antlaşmadır. Antlaşma 31 Temmuz 1920 tarihinde yürürlüğe girdi. 2020 yılı Trianon Antlaşması'nın 100. yılı...

Bu anlaşma Almanya'da olduğu gibi Macaristan'da da tepkiyle karşılanmış ve kaybettiği toprakları geri almaya yönelik politikalar izlenmesine neden olmuştur.

Macaristan'dan koparılan topraklar

HAZIRLIK
Müttefik Devletler'in savaştan sonra Macaristan'a barış şartlarını sunması oldukça gecikti. Bunun nedeni önceleri Macaristan'da Béla Kun liderliğindeki komünist rejimin varlığı ve sonraları daha ılımlı iktidarlar gelmesine rağmen Romanya'nın Budapeşte'yi işgali döneminde (Ağustos-Kasım 1919) yaşanan siyasi çalkantılardı. Sonunda Müttefikler yeni bir hükumeti tanıdılar ve 16 Ocak 1920 tarihinde antlaşmanın bir ön metnini Macar delegesine verdiler.

Anlaşmanın imzalandığı yer: Trianon Sarayı

ANLAŞMANIN ŞARTLARI
1) Toprak kaybı

Bu antlaşma ile Macaristan, topraklarının ve nüfusunun 2/3'ünü kaybetti. Bu anlaşmayla yaklaşık 3,5 milyona yakın Macar, ülke sınırlarının dışında kaldı.
  • Slovakya, Rutenya'nın Karpat Dağları altında kalan kısmı (bugün Zakarpatskaya adıyla Ukrayna'nın bir ili), Pressburg (Bratislava) ve bazı küçük yerler Çekoslovakya'ya verildi.
  • Batı Macaristan (Sopron hariç Burgenland'ın çoğu) Avusturya'ya verildi.
  • Hırvatistan (Medimurje dahil), Slovenya (Prekomurje dahil), Voyvodina ve Banat'ın bir kısmı Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'na (Yugoslavya'ya) verildi.
  • Banat'ın büyük kısmı ve Transilvanya Romanya'ya verildi.
  • Fiume İtalya'ya verildi.
  • Slovakya'nın kuzeyindeki birkaç köy Polonya'ya verildi.

2) Diğer Şartlar
  • Milletler Cemiyeti’ne Macaristan da dahil edildi.
  • Macaristan ordusu, 35 bin kişi olarak sınırlandırıldı. Hafif silahlı bu ordu sadece iç güvenlik ve sınır güvenliğinden sorumlu olacaktı.
  • Macaristan'ın ödeyeceği ağır savaş tazminatları sonradan belirlenecekti.

Macaristan'ın Kiskunhalas şehrindeki Trianon anıtı

Bu antlaşma neticesinde günümüzde Romanya'da yaklaşık 1 milyon 200 bin, Slovakya'da 500 bin, Sırbistan'da 250 bin, Ukrayna'da 150 bin, Avusturya'da 50 bin, Hırvatistan'da 15 bin, Slovenya'da ise 10 bin civarında Macar kökenli vatandaş yaşıyor.

21 Mayıs 2020 Perşembe

Macaristan Ankara Büyükelçisi Viktor Mátis'in Hungaroloji Ana Bilim Dalı Hakkındaki Görüşleri

Macaristan Ankara Büyükelçisi Sayın Viktor Mátis 21.05.2020 tarihinde Ankara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi tarafından video konferans biçiminde yayınlanan "COVID-19 Pandemisinin Uluslararası İlişkilere Etkileri: Macaristan-Türkiye İlişkileri" isimli programa konuk olmuştur.

Macaristan Ankara Büyükelçisi Viktor Mátis

Bu programda Büyükelçi Sayın Viktor Mátis, Hungaroloji Ana Bilim Dalı ile ilgili görüşlerini söylemiştir. Gerçekten de çok güzel ifadelerde bulundu. Ben de bu ifadelere yazılı olarak kaydettim.  Bir Hungarolog olarak Hungaroloji ile ilgili samimi ifadeleri ve görüşleri için Macaristan Ankara Büyükelçisi Sayın Viktor Mátis'e teşekkür ediyorum. Şimdiki Hungaroloji öğrencileri de gerçekten çok şanslı. Arkalarında bir büyükelçi ve Macar Devleti'nin desteği var. Gelin şimdi noktasına virgülüne dokunmadan programda o güzel Türkçesiyle sayın büyükelçinin söylediklerine okuyalım.

"Hungaroloji Ana Bilim Dalı çok tarihi ve köklü. 1936’dan itibaren var olan bir kurum olduğunu, Türkiye-Macaristan ilişkileri ile ilgilenen her Macar bilir, çok iyi bilir hatta ve bu kurum da bizim için çok önemli. Çünkü Türkiye’deki Macarcayı üniversite seviyesinde öğreten ve çok organize edilmiş ve kompakt bir halde olan tek kurum. Bu çok önemli. Şu anda şöyle de özetleyebilirim Macaristan hakkında en çok bilen ve en çok öğrenen kişiler ve özellikle Macar dilini en çok bilen kişilerin Ankara Üniversitesi D.T.C.F Hungaroloji Ana Bilim Dalı’ndan çıkması gerekir. Bu nedenle Hungaroloji başımızın üstünde yani Türkiye’deki en önemli eğitim kurumu. Bu nedenle de Ankara Üniversitesi ile olan iş birliğimiz de çok güçlü ve çok geniş. Buraya atandığımdan sonraki süreçte hocalara ve öğrencilere net bir şekilde şunu söyledim: Biz sizin Macarca bilmenizi istiyoruz. 4 sene sonra lisansı bitirdiğinizden sonra ve diplomanızı aldığınızdan sonra Macarca bilmenizi kesinlikle istiyoruz. Bunun için ne tür yardım, destek gerekiyorsa hem biz büyükelçilik olarak hem Macaristan devleti olarak sunmaya hazırız ve bunu çok net bir şekilde söyledim. Eğer bir Hungaroloji öğrencisi Macaristan’a bursla gitmek istiyorsa o halde o Hungaroloji öğrencisi Macaristan’a bir burs ile gidecek. Bunu biz organize edeceğiz. Çünkü Türk-Macar ilişkileri bir yandan çok önemli öbür yandan köklü ve şu anda Hungaroloji öğrencilerinde umudumuz çok ciddi, yani birkaç sene içerisinde şu an Hungaroloji öğrencilerinden birçoğunun çok iyi Macarca bilmesini istiyoruz çünkü bu hem kültür hem ekonomik hem siyasi ilişkiler için çok ciddi bir itici güç olabilir bu nedenle her türlü desteği sunmaya hazırız. Birkaç tane özel, sadece Macaristan’da bulunabilen kitap desteğinde bulunduk, ondan sonra çok ciddi değeri olan araştırmaları destekleyen programlarında bulunduk, ortak programlar organize etmeye çalışıyoruz geçen sene 15 Mart’ta Macaristan’ın Milli Günü vesilesiyle öğrencilerin çoğunu Kütahya’ya götürdük üniversite yönetiminin değerli destekleriyle. İşbirliğimiz çok iyi. Hungaroloji Ana Bilim Dalı’na benzeyen yani onun muadil kuruluşu da Macaristan’da var. Çünkü Macaristan’da Türkoloji çok önemli, çok güçlü, tarihi, köklü, çok güçlü bir kurum ve tabi onunla olan işbirlik de çok önemli. Mesela Türkoloji Macaristan’daki tek Türkoloji Budapeşte ELTE Üniversitesi’nde, Macaristan’ın en eski üniversitesinde bulunmaktadır. ELTE Rektörü’nün Ankara Üniversitesi’ne yaptığı geçen seneki ziyarette mesela iki rektör bir anlaşmaya vardı bundan sonra her sene Hungaroloji ve Türkoloji öğrenciler bir tür değişim programına katılacak, yaz kurslarına gelecekler ve gidecekler tabi ki bunu bu sene yapamıyoruz çünkü bu yaz biraz zor ama söylediğim uzun dönem burslar lisans da olabilir yüksek lisans da olabilir tek senelik 6 aylık veya araştırma eylülden itibaren planladığımız gibi devam edecek ve bu tabi Hungaroloji öğrenciler için de çok önemli yani onlar için hem Ankara Üniversitesi tarafında hem de tek tek öğrenciler tarafından ne gibi istekler girişimler geliyorsa biz onun hepsini yapacağız."

Programın tanıtımı

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Dünya çapında kullanılan Macarca bir kelime: Kocsi

Kocsi, Macarca kökenli bir kelimedir. Kocsi kelimesinin kökeni Macaristan’ın kuzeybatısındaki Komárom-Esztergom eyaletinde bulunan Kocs köyünden geliyor. Kocsi kelimesi de Kocs'a ait, Kocs'dan gelen vb. anlamlarını taşır. Yüzyıllarca atların çektiği bir araç anlamına geliyordu, ancak otomobillerin ortaya çıkmasından bu yana, Macaristan'da arabalar için de eş anlamlı olarak kullanılıyor. Diğer diller tarafından benimsenen birkaç Macarca kelimeden biridir.

1568 yılına ait bir Kocsi at arabası
15. yüzyılda Kocsi arabaları hafif, ince işçiliği nedeniyle hızlı ve nispeten rahattı. Bu sayede Avrupa çapında üne kavuştu. Bu arabaların gelişmesinde önemli rol, Kocs köyünün Buda-Viyana arasında posta yolunun geçiş güzergahında bulunmasıydı. Kocs köyü bir nevi dinlenme noktasıydı. Burada at değiştiricileri bulunmaktaydı. Bu posta yolu, vagon üretimi yapan köy için adeta bir sıçrama noktasıydı. Bu da Kocsi arabalarının modernizasyonu ve gelişimi için adeta bir teşvik demekti. Ortaya çıkan bu Macar araba, zamanın ağır at arabalarından farklı olarak çok hafif ve hızlıydı. Doğal esnekliği, iyi seçilmiş ahşap malzemelerin ince işçiliğinden kaynaklanıyordu. Tekerlekler, tahta kazıklar, ahşap burçlar, birkaç esnek sert ağaçtan yapılmış ahşap akslar titreşimi azaltır. Tekerleklerinin esnek oluşu sebebiyle konforlu seyahatler yapılabilmektedir. Bu özellikleriyle neredeyse tüm Avrupa'da kullanılmış ve meşhur olmuştur. Ülkelerin dillerine de bu isimle (Kocsi) geçmiştir.

Kocsi arabalarının doğduğu yere hoş geldiniz!

Aşağıdaki diller kocsi biçimini kullanır:
İngilizce - coach
Almanca - kutsche
Fransızca - cocher
Çekçe - kocár
Flamanca - goetse
Katalonca - cotxe
Lehçe - kotz
İtalyanca - cocchio
İspanyolca - coche
İsveççe - kusk
Slovakça - koc
Slovence - kocíja

Kocs Köyü'nün arması: Koç ve Kocsi arabası

Efsaneler, Kral Matthias'ın kocsi arabasını da kullanmaya istekli olduğunu söylüyor. 1998'den beri, yerli halk atalarının geleneklerini korumak için her yıl rekabeti iten bir araba düzenliyor.

Kocs Köyü'nün haritadaki konumu

22 Nisan 2020 Çarşamba

Hungarikum: Zsolnay Porselen Fabrikası

Zsolnay Porselen Fabrikası, Miklós Zsolnay (1800-1880) tarafından 1853 yılında Macaristan'ın Pécs şehrinde porselen, seramik ve taş üretmek üzere kuruldu. 1863'te oğlu Vilmos Zsolnay (1828-1900) şirkete katıldı ve birkaç yıl sonra yönetici ve müdür oldu. Oğul Zsolnay, Viyana'daki 1873 Dünya Fuarı ve daha sonra Zsolnay'ın Grand Prix aldığı Paris 1878 Dünya Fuarı da dahil olmak üzere dünya fuarlarında ve uluslararası sergilerde yenilikçi ürünleri sergileyerek fabrikayı dünya çapında tanınır bir vaziyete getirdi.

Zsolnay Porselen Fabrikası Marka Logosu

1893'te Zsolnay, eozinden yapılmış porselen parçaları tanıttı. Tádé Sikorski (1852–1940) Vilmos'un kızı Júlia ile evlendi ve baş tasarımcı oldu. 1900'de Vilmos'un oğlu Miklós yönetimi devraldı. Donmaya dayanıklı Zsolnay bina süslemeleri, özellikle Art Nouveau akımı sırasında çok sayıda binada kullanıldı. 1914 yılına gelindiğinde Zsolnay, Avusturya-Macaristan'daki en büyük şirketti. I. Dünya Savaşı sırasında, çanak, çömlek ve yapı malzemeleri üretimi kısıtlandı ve bunların yerine askeri kullanım amaçlı izolatörler üretildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra, fabrikanın şansı yaver gitmedi. Sırp işgali, pazar kaybı ve hammadde güvenliğini sağlama güçlüğü nedeniyle üretim azaldı. Yine de fabrika tüm bunları atlatmayı bir şekilde başardı.

Zsolnay porselen

II. Dünya Savaşı sırasında Budapeşte'deki üretim yeri bombalandı. Komünizm yönetiminde fabrika 1948'de kamulaştırıldı. Zsolnay adı fabrikanın isminden çıkarıldı ve Pécs Porselen Fabrikası olarak değiştirildi. Bu dönemde fabrikanın önceliği halkın kullanabileceği ucuz sofra ürünleri üretmek oldu. Ancak 1982 yılında piyasa ekonomisinin yeniden başlamasıyla birlikte şirket operasyonel bağımsızlığını yeniden kazandı, yeniden yapılandı ve Zsolnay ismi de geri döndü. 1991 yılında Zsolnay Porselen Fabrikası bir anonim şirket haline geldi ve beş yıl sonra özel bir sermaye şirketi tarafından satın alındı.

Zsolnay porselen tabakları ile her yemek daha lezzetli

Eylül 2008'de İsveçli şirket IKEA ile sözleşme imzalandı. Sözleşmeye göre Zsolnay, Eylül 2009'dan itibaren IKEA’ya yılda 5.000 ton seramik teslim edecekti. Bu anlaşma Zsolnay şirketi için oldukça büyük bir iş hacmi demekti. Şirket bu anlaşma ile yaklaşık 1,1 milyar Forint (4,4 milyon €) gelir elde etti ve satışlarını 3 kat arttırdı.

Fabrikanın yanı sıra Pécs şehrinde Zsolnay Porselen Müzesi de var.

Zsolnay Müzesi

Zsolnay ürünlerinin iki sırrı vardır. Biri eozin diğeri de pirogranittir. Taklit edilemez bir şekilde ürünlere parlaklık sağlayan bu iki teknik halen şirket tarafından bir sır olarak saklanıyor.

Eozin
El imalatı Zsolnay porselenlerindeki canlı renkler ve motifler kendine özgür bir farklılık yaratmıştır. Bunu 1893 yılında tanıtılan eozin sır kaplama sayesinde başarmışlardır. İlk hazırlanan renk tonunun açık kırmızı bir renk olması dolayısıyla eozin adı verildi. Eozin ismi, Eski Yunanca’da şafak anlamına gelen eos kelimesinden geliyordu. Zamanla farklı eozin renkleri ve süreçleri geliştirilmiştir. Eozin bazlı renk değiştirme stili, aralarında Sándor Apáti Abt, Lajos Mack, Géza Nikelszky ve József Rippl-Rónai'nin art nouveau ve Jugendstil sanatçılarının gözdesi oldu. Eozin’in sırrı, porselenin yansıma açısıyla renk değiştiren metalik bir görünüme kavuşturur. Tipik renkler yeşil, kırmızı, mavi ve mor tonlarını içerir.

Eozin sır ile kaplanmış çeşme

Pirogranit
Pirogranit, Zsolnay tarafından geliştirilen ve 1886 yılında üretime başlanan bir tür süs seramikleri ifade eder. Yüksek sıcaklıkta pişirilen bu dayanıklı malzeme, kiremit, iç ve dış mekan dekoratif seramikler ve şömineler için kullanıma oldukça uygun bir yapıdadır. Bir diğer özelliği de donma ve aside karşı oldukça dayanıklıdır. Malzemeyi binalarında kullanan mimarlar arasında Miklós Ybl, Ödön Lechner, Béla Lajta, Samu Pecz ve Imre Steindl sayılabilir. Matthias Kilisesi, Macaristan Parlamento Binası, Uygulamalı Sanat Müzesi, Jeoloji Enstitüsü, Kőbánya Kilisesi, Gellért Hamamları (tüm bu binalar Budapeşte'dedir), Kecskemét'teki Belediye Binası ve Pécs'teki Postane Sarayı’nda görülebilir.

Budapeşte'deki Matthias Kilisesi'nin pirogranit çatısı

21 Nisan 2020 Salı

Nobel Ödüllü Macarlar: Albert Szent-Györgyi

Yaşadığımız şu zor zamanlarda, dengeli beslenmenin, zinde kalmanın ve sağlıklı yaşam tarzının kilit unsurlar olduğu her zamankinden daha önemli bir hale geldi. Vitaminlerin sağlığımızdaki önemi uzun zamandır biliniyor. Macar bilim adamı Albert Szent-Györgyi, 1930’lu yıllarda C vitamini olarak da bilinen kimyasal askorbik asidi keşfetti. Bu keşfi ona Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazandırdı ve modern beslenmenin temelleri de bu dönemde atıldı.

Albert Szent-Györgyi

Üç kuşak bilim adamlarından oluşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Szent-Györgyi, doğal olarak erken yaşlardan itibaren bilimle ilgileniyordu. Budapeşte Üniversitesi'ne kaydoldu (bugün Eötvös Lóránd Bilim Üniversitesi veya ELTE olarak adlandırılıyor), ancak çalışmaları I. Dünya Savaşı sırasında kesildi. Hayatı boyunca savaş karşıtı olan Szent-Györgyi, savaştan kaçmak için kendi kolunu vurdu ve tıbbi diploma aldığı üniversiteye geri döndü.

1920'lerde, bitkilerde hücre solunumu ve enerji üretimi ile ilgilenmeye başladı ve bitkilerde büyümeyi ve normal işleyişi kesintiye uğratan veya engelleyen “esmerleşme” süreçlerini araştırdı.
Narenciye bitkileri üzerinde bir dizi deney yaparken, esmerleşmenin oksidasyonda aktif bir bitki enzimi olan peroksidaz ile indüklenebileceğini buldu. Szent-Györgyi daha sonra peroksidaza narenciye suyu eklenerek esmerleşmeyi geciktirebildi. Daha sonra narenciye suyunda aktif olduğuna inandığı koruyucu heksuronik asit ajanını izole etti. 1930'da Szent-Györgyi, Szeged Üniversitesi'nde tıbbi kimya profesörü olarak kabul edildi ve daha sonra askorbik asit olarak yeniden adlandırdığı heksuronik asit ile araştırmasına devam etti.

Albert Szent-Györgyi
Portakal suyu ve limon suyunda yüksek düzeyde askorbik asit olmasına rağmen, damıtmayı son derece zorlaştıran şeker de içeriyordu. Szent-Györgyi, bölgede çok ünlü olan kırmızı biberleri (paprika) yaratıcı bir şekilde kullanarak sorunu çözdü. Szeged dünyanın kırmızı biber (paprika) başkentidir. O kadar ünlüdür ki bu biber her restoranda tuzluk ve bu paprika biberlikleri her zaman yan yana bulunur. Bir gece Szent-Györgyi aklına bir şey geldi., eşi ona akşam yemeği için taze kırmızı biber verdi. Otobiyografisinde yazdığı gibi, “Onu yemek gibi hissetmedim, bu yüzden bir çıkış yolu düşündüm. Aniden farkettim ki hiç test etmediğim tek bitki paprikaydı. Laboratuvara götürdüm ve gece yarısına kadar bunun C vitamini ile dolu bir hazine sandığı olduğunu biliyordum.”

Askorbik asitin keşfinden dört yıl sonra Szent-Györgyi çalışmaları için 1937 yılında Nobel Ödülü'nü aldı. 1947 yılında Szent-Györgyi, Amerika Birleşik Devletleri'ne taşındı ve Massachusetts Woods Hole'daki Kas Araştırmaları Enstitüsü'nün direktörlüğünü üstlendi. 22 Ekim 1986 tarihinde öldü.

8 Nisan 2020 Çarşamba

Hungarikum: Hollóháza Porselen Fabrikası

Hollóháza Porselen Fabrikası, Macaristan’ın en eski porselen fabrikasıdır. 1777 yılında kurulmuştur. Aynı zamanda Avrupa'daki en eski porselen üretim tesislerinden biridir. Hollóháza porselenleri, Macaristan'ın kuzeydoğusu'nda Slovakya sınırına yakın bir noktada bulunan Hollóháza kasabasındaki fabrikada el yapımı olarak üretilmektedir. Fabrika 1777 yılında aslen cam üretim tesisi olarak kuruldu. Yakın zamanda 240. yılını hala yemyeşil ormanlar ve tepeler arasında Kuzeydoğu Macaristan'da bulunan fabrikasında kutladı.

Hollóháza Porselenleri ve Marka Logosu

Başlangıçta, cam bardaklar, şişeler ve tabaklar görsel olarak çekici olmasına rağmen sadece ilkel bir metotla üretiliyordu. 19. yüzyılın başlarında cam endüstrisi gelişti. Ancak, ana ulaşım yolları ve cam üretimi için gerekli olan ham maddeler fabrika sahasından uzaktı. Bu nedenle, fabrikanın sahibi Kont Károlyi 1831 yılında, yakınlarda bulunan kaolin kilini kullanarak fabrikayı bir seramik fabrikasına dönüştürmeye karar verdi. En başından beri fabrikanın birden fazla sahibi vardı. Ancak ilk gerçek sıçrama 1857 yılında Ferenc Istványi'nin mülkiyeti altında oldu. Küçük tesisi büyük bir üretim tesisine dönüştürdü. 700'e yakın kişiye istihdam sağladı.

Hollóháza Porselenleri

Ürünler bir fabrikada yapılmış olmasına rağmen, hala halk tipi eserlerdir. Süslemeler ve motifler babadan oğula, elden ele geçmiştir. Figürinler, lambalar, duvar saati gibi süs porselenleri 20. yüzyılın gelişiyle ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı sonrası 1923 yılında üretim yeniden başladıktan sonra, yönetim porselenin doğru malzeme bileşimini temin edebilmek için büyük çaba sarf etti. Porselen fiyatları yükseldi ve yeni ürünler geliştirildi. Ancak kredi veren bankalarının iflas nedeniyle fabrika 8 ay boyunca üretim yapamadı. Başka bir yükseliş 1939 yılında, yeni kiracı Károly Szakmáry adlı bir tüccarın fabrikayı devralmasıyla başlar. Sanatsal ve teknik olarak modası geçmiş fabrikanın üretimini ve kapasitesini geliştirmek için büyük bir istekle yola çıktı. Kömür yakıtlı yeni bir fırın kurdu. Eski buharlı jeneratörün yerine en yeni tasarımlar için yeni üretim yöntemlerinin uygulanmasına izin veren üç modern elektrikli fırın da kuruldu. Fabrika nihayetinde sadece kırsal nüfusun değil, aynı zamanda büyük şehirlerin de ihtiyaçlarını karşılayacak bir kapasiteye ulaştı.

Hollóháza Porselenleri

Fabrika, II. Dünya Savaşı'ndan sonra 1948 yılında komünist hükümet tarafından kamulaştırıldığında tüm bu üretim süreçleri ne yazık ki sekteye uğradı. Kamulaştırmadan sonra Hollóháza Porselen Fabrikası’nda sadece elektrik izolatörlerinin üretimi gibi sadece endüstriyel porselen üretme izni verildi. 1957 yılına kadar üretime bu şekilde devam edildi. 1960'lı yılların başından itibaren genç ve yetenekli sanatçılar yeni ürün geliştirmeyi devraldılar. Hollóháza Porselen Fabrikası’nı Macar ve son zamanlarda tüm Avrupa sanat sahnesi için önemli bir yer olarak tekrar faaliyete geçirdiler. Fabrika zamanla mevcut talepleri yüksek kalite ve uygun fiyat ile başarıyla birleştiren böyle bir üretim paleti geliştirdi. Bu gelişmeler sayesinde Hollóháza porselenlerine olan talep sürekli bir biçimde artmaktadır. Fabrikanın günlük kullanım için ince işlenmiş, zevkle dekore edilmiş ürünleri, günlük kullanıma şıklık katıyor. Hollóháza Porselen Fabrikası, Japonya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne, İskandinav Yarımadası'ndan Avustralya'ya ve dünyanın birçok yerine tüm dünyaya ihracat yapmaktadır. Ayrıca Amerika kıtasında, fabrikanın yetkili ithalatçısı Raven Relix Inc. aracılığıyla da porselenlerin satışı yapılmaktadır.

Bir Hollóháza porseleni boyama sürecinde


2 Nisan 2020 Perşembe

Hungarikum: Herend Porselen Fabrikası

Herend Porselen Fabrikası, 1826 yılında Macaristan’ın Veszprém şehri yakınlarında bulunan Herend kasabasında kurulmuştur. Herend Porselen Fabrikası el yapımı ve yaldızlı lüks porselen konusunda uzmanlaşmış bir Macar üretim fabrikasıdır. Fabrika, 19. yüzyılın ortalarında, Avrupa'daki Habsburg Hanedanlığı ve diğer aristokrat müşterilerinin tedarikçisi konumundaydı. Klasik desenlerinin çoğu hala üretimdedir. Macaristan'da komünizmin çöküşünden sonra fabrika özelleştirildi ve şu anda %75'i yönetime ve işçilere aittir. Dünyanın 60'tan fazla ülkesine ihracat yapmaktadır. Ana pazarları İtalya, Japonya, Rusya ve ABD'dir.

Herend Porselenleri Marka Logosu

Fabrikanın Tarihi
Herend Porselen Fabrikası, 1826 yılında Vince Stingl tarafından çanak çömlek üretim fabrikası olarak kuruldu. İlk zamanlarda Stingl, porselen yapımı üzerine araştırma deneyleri de gerçekleştirdi.

Herend Porselen Fabrikası'nın kurucusu: Vince Stingl

Stingl daha sonra iflas etti; alacaklısı Mór Fischer 1839'da fabrikanın kontrolünü ele geçirdi. Yeni fikirleri olan ve hırslı bir yapıya sahip Fischer, aynı yıl sanatsal porselen üretmeye başladı. O zaman kırık porselenleri yenilemek, Uzak Doğu'dan ve Avrupa'dan eski, klasik porselen yemek takımları tedarik etmek neredeyse imkansızdı; 1849 yılına gelindiğinde Fischer, porselenleri sadece Macar aristokrasisine satabiliyordu.

Fabrika'nın ikinci sahibi : Mór Fischer Farkasházy

İlk Macar Endüstriyel Sanat Sergisi'nde Herend Porselenleri bronz madalya alır ve Lajos Kossuth, Herend porselenlerini yerli endüstriyel sanatın neşeli gelişmelerinin bir parçası olarak tanımlar.

İlk Ödül: Bronz madalya

Herend, tasarımlarını Birinci Macar Uygulamalı Sanat Sergisi’nde, 1845 yılında Viyana Sergisi’nde, 1851 yılında Londra'daki Büyük Sergi’de, 1853 yılında New York'taki Tüm Ulusların Endüstri Sergisi’nde ve 1855 yılında Paris'teki Universelle Sergisi’nde sergiledi. Herend porselenleri çok beğenildi ve Kraliçe Victoria, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, Meksika İmparatoru Maximillian tarafından sipariş edildi. Aralarında Kraliçe Victoria, Esterházy, Batthyány, Rothschild, Apponyi’nin de olduğu ilk müşteriler için bazı özel desenli porselenler üretildi. 1865 yılında Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, Fischer'e porselen sanatındaki çalışmalarından ötürü bir Macar soylu unvanı verdi. Bundan sonra Fischer, Tata ailesinin evinin isminin (Wolfshaus) Macarlaştırılmasından oluşan Farkasházy soyadını kullanmaya başladı.

1862 yılına ait bir Herend Porselen Takımı

1872 yılından itibaren Mór Fischer Farkasházy, kapatılan Viyana Fabrikası'nın şekil ve desenlerini kullanma hakkına sahip oldu. 1874 yılında Fischer, fabrika yönetimini oğullarına verdi. Oğulları şirketin odağını sanatsal yaratımdan uzaklaştırdılar ve bu yüzden de satışlar düşmeye başladı. Fabrika birkaç kez el değiştirdi de neredeyse iflasın eşiğine geldi. 1800’li yılların sonunda, kurucunun torunu Jenő Farkasházy fabrikanın yeni sahibi oldu. Torun Farkasházy, yabancı porselen fabrikalarında deneyim kazanmış, yeni tasarımlar yaratmaya ve geleneksel desenleri canlandırmaya başlayan eğitimli bir seramikçiydi. Ayrıca 1900 yılında Paris’te, 1901 yılında ise St.Petersburg'da yeni model porselenlerini tanıttı.

Herend Porselen Vazo

İki dünya savaşı arasında, Fischer döneminden itibaren süregelen geleneksel ürünlerin sınırlı üretimine devam edildi. Macar heykeltraşların çalışmalarının kopyaları olan Macar figürleri de üretildi. 1948'de şirket kamulaştırıldı. 1993 yılında özelleştirildi ve 2015 yılında %75’i yönetim ve işçiler tarafından sahiplenildi.

Üretim 
Herend ürünleri, kaolinit, feldispat ve kuvars karışımı kullanılarak sert macun porselenden yapılır. Temizleme, dekor verme ve kurutma işlemlerinden sonra, porselen önce 830 santigrat derecede pişirilir. Pişen porselen parçaları daha sonra bir sır içine batırılır ve bu sefer 1410 santigrat derecede tekrar pişirilir. Bu işlem sonrası beyaz ve yarı saydam bir porselen elde edilir. Bu aşamadan sonra porselenler elle boyamaya hazırdır. Renklerle veya altınla boyanmış olmasına bağlı olarak, bir veya iki kez daha pişirme işlemine tabi tutulabilirler.


Herend Porselen Fabrikası

Herend porselenleri 1851-1937 yılları arasında dünya sergilerinde 24 büyük ve altın ödül kazandı. En iyi bilinen Herend modellerinden biri olan Çin tarzı canlı renklerle boyanan kelebek ve çiçekli porselenler 1851'de Londra Dünya Sergisi'nde sunuldu. İngiliz Kraliçesi Victoria, Windsor Kalesi için altın madalya kazanan bu desenli akşam yemeği porselen setini sipariş etti ve bu nedenle bu desen "Viktória" olarak adlandırıldı. Herend Porselen Fabrikası, hem Macaristan'da hem de yurtdışında Habsburg Hanedanlığı ve aristokrasinin porselen tedarikçisiydi. Fabrika, halen kaliteli bir üretim için geleneksel yöntemlere göre porselen üretmeye devam ediyor.

Kraliçe Victoria Serisi

Porselen Müzesi
Porselen Fabrikası’nın bulunduğu arazide bir de Porselen Müzesi vardır. Müze 1964 yılında ziyarete açıldı ve 2002 yılında Macaristan'da yılın müzesi seçildi. Müze, Herend porselen fabrikasının tarihini ve teknolojisini ziyaretçilere sunar. Aynı zamanda ziyaretçiler müzedeki büyük ekranlardan Herend porseleni üretime sürecini izleyebilirler.

Porselen Müzesi Giriş Kısmı
Müzenin iç kısmı

31 Mart 2020 Salı

Macarlar'ın Heykeli Dikilen Kahraman Köpeği: Mancs

Adı: "Mancs". "Manç" diye okunuyor ve Türkçe'de "Pati" anlamına geliyor. Mancs 1994 yılında Macaristan'ın Miskolc şehrinde bir Alman çoban köpeği olarak dünyaya geldi. Bu muhteşem köpek özel olarak eğitildi ve arama kurtarma konusundaki inanılmaz yetenekleri ile Macaristan’ın en önemli arama-kurtarma ekibi olan Spider'ın bir parçası oldu.



Mancs

Mancs'ı László Lehóczki sahiplendi. Altı aylık olduğunda arka ayaklarından birini doğru dürüst kullanamıyordu. Veteriner kemiklerinin düzgün gelişmemiş olduğunu kafa yapısında da şekilsel bozukluk olduğunu tespit etti. László Lehóczki ise Mancs'ın çok iyi bir arama kurtarma köpeği olacağını hissetti. Bu doğrultuda eğitim verildi ve 1996 yılından itibaren Miskolc Spider Arama-Kurtarma ekibinin bir üyesi oldu.

Mancs'ın özel yeteneği, deprem enkazının altında sıkışıp kalmış depremzedeleri bulmak ve üyesi olduğu arama kurtarma ekibine haber vermekti. Mancs o kadar yetenekliydi ki sadece deprem enkazının altında kalan insanların yerini bulmakla kalmıyor, onların hayatta olup olmadığını da haber verebiliyordu. Hayatını kaybetmiş bir insanı hissettiğinde yere uzanıyordu, enkazın altında canlı bir insan hissettiğinde ise ayağa kalkıyor, kuyruğunu sallıyor ve havlıyordu.

László Lehóczki ve Mancs

Mancs ve sahibi László Lehóczki, El Salvador ve Hindistan'daki 2001 depremleri de dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde deprem kurtarma ve doğal afet misyonlarında yer aldılar. Mancs, 17 Ağustos 1999 İzmit depreminden 82 saat sonra deprem enkazından 3 yaşındaki bir kızı kurtarmaya yardım ettiğinde meşhur oldu.

17 Ağustos 1999 İzmit Depremi ve Mancs
17 Ağustos 1999 tarihinde 45 saniye süren deprem İzmit’in Bekirpaşa beldesinde dört katlı bir evi yerle bir etmişti. Enkaz altında bir çocuğun olduğu söylendi. Mancs’a küçük çocuğun yorganını koklattılar. Mancs heyecanla yerini gösteriyor, kuyruğunu sallıyor ve eşeleniyordu. Ekibin çalışmaları sonucunda küçük çocuğun hala canlı olduğu tespit edildi. Ancak ulaşılması zor bir yerde sıkışıp kalmıştı. Kurtarma çalışmaları uzadı. Çalışmalar devam ederken Mancs çocuğun hayatta kalabilmesi için daracık bir yerden geçerek ona su taşıdı. Yıkıntıdan her çıkışında kuyruğunu sallıyor, yaşadığını haber veriyordu. Macar kurtarma ekibi ve köpekleri Mancs, üç yaşındaki Hatıra Kaplan'ı 82 saat sonra enkaz altından canlı çıkarmayı başardılar.

Depremden bir sene sonra Köseköy beldesindeki prefabrik konutlarda buluştular. Mancs’ın Hatıra'sı büyümüş, sarı saçlı ve renkli gözlü sevimli bir kız çocuğu olmuştu. Mancs’tan ağzındaki buketi usulca çocuğun önüne koyması beklenirken, Hatıra Kaplan'ın sesini duyar duymaz fırlattı attı. Sevinçten çılgına dönmüş bir halde Hatıra’sına koşuyordu. Kavuşma anında kuyruğunu sallıyor, yalıyor ve neşeyle havlıyordu. Bu, onların son buluşması oldu...

Mancs ve Hatıra Kaplan (2000)

18 Aralık 2004 tarihinde Miskolc şehir merkezinde, Szinva deresi ve yeni meydanın yakınında bir Mancs hayatta iken heykeli dikildi. Heykeli, heykeltıraş Borbála Szanyi tarafından yapıldı.

Miskolc şehir meydanındaki Mancs heykeli

Mancs, 22 Ekim 2006 tarihinde heykelinin dikilmesinden yaklaşık 2 yıl sonra, ardında onlarca kahramanlık hikayesi bırakarak 12 yaşında zatürreden öldü.

Mancs'ı anıyorlar...

Mancs. Miskolc'luların ünlü hayat kurtaran köpeği. 1996'dan beri "Spider Kurtarma Ekibi" üyesi. Dünya'nın çeşitli ülkelerinde 100'den fazla insanın hayatını kurtardı.



Spider Kurtarma Ekibi, insanların hayatlarını kurtarmak için verdiği 20 yıllık özverili çalışmalar nedeniyle 2015 yılında Avrupa Vatandaşlık Ödülü'nü aldı. 1999 yılında Mancs'ın kurtardığı kız Hatıra Kaplan, törene onur konuğu olarak katıldı ve Miskolc'taki Mancs heykelini ziyaret etti.

Hatıra Kaplan Miskolc'teki Mancs heykelinin yanında (2015)
Mancs Filmi
Mancs filmi 2013 yılında çekildi ve biraz gecikmeden sonra nihayet 2015 yılında vizyona girdi. Gerçek hayat ve animasyon'un birbiriyle iç içe geçtiği film Macarlar'ın kahraman köpeği Mancs'ın hayatını anlatıyor. 



Bugün Macaristan'da çoğu köpeğe Mancs ismi veriliyor. Macarlar, heykelini diktikleri kahraman köpek Mancs'ın hatırasını böyle yaşatmaya devam ediyor...