19 Aralık 2019 Perşembe

Zsigmond Fejes ve 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na Gezisi

Macar öğretmen ve yazar Zsigmond Fejes 1881 yılında Macaristan’ın Nagycsány köyünde dünyaya geldi. 1906-1941 yılları arasında Macaristan’ın Pápa şehrinde bulunan Ref. Koleji'nde öğretmenlik ve 1929-1941 yılları arasında ise aynı kolejde müdür olarak görev yaptı. Kolej'in izci takımını 1932'de kurdu ve kendi öncülüğünde 1940'ta İngiltere'de bir izci kampı düzenledi. 07 Haziran 1947 tarihinde Pápa şehrinde vefat etti.

Zsigmond Fejes

Zsigmond Fejes, aynı kolejden bir diğer öğretmen Dr. Béka Lakos, İstanbullu olan ve o dönemde Budapeşte Teknik Üniversitesi öğrencisi, çok iyi derecede Macarca konuşabilen Hüseyin Arif ile birlikte toplamda 3 kişi 07 Temmuz 1914 tarihinde Budapeşte’den Osmanlı İmparatorluğu topraklarına doğru yola çıkıyorlar.

Ermenek - Alanya yolu. Soldan Sağa: Arif, Fejes, Lakos
Ermenek - Alanya yolu. Soldan Sağa: Arif, Fejes, Lakos

Bundan sonraki satırları Zsigmond Fejes’in Macarca yayınlanmış olan “Kisázsia Tanulmányút" (Küçük Asya'ya Çalışma Gezisi) isimli makalesinden Türkçe’ye çevirdim ve sizlere aktarmaya çalışacağım. Zsigmond Fejes seyahatin ilk amacını Anadolu’nun ve özellikle Kilikya Bölgesi’nin ekonomik, coğrafik ve etnografik yapısını incelemek olduğunu belirtiyor. Bu seyahatte Hüseyin Arif sadece tercüman olarak değil aynı zamanda herhangi bir sorunda yardımcı olan bir yolculuk arkadaşı gibi yer alıyor.

07 Temmuz 1914 tarihinde öğleden sonra 15:20 sularında Budapeşte’den hareket ediyorlar ve akşam saatlerinde Belgrad sınırlarına ulaşıyorlar. 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı Ferdinand ve eşinin öldürülmesi üzerine Belgrad’da ortam karışık. Zsigmond Fejes henüz savaş olasılığını düşünmemiştik diyor. Ancak Sırp gümrüğünde fotoğraf makinesi ve eşyalara el konulacağından korkuyorlar. Fotoğraf makinesi detayı da burada önemli. Bu seyahatte Zsigmond Fejes fotoğraf çekme ve coğrafi konulardan sorumlu.

Niş, Sofya ve Edirne üzerinden 09 Temmuz 1914 günü sabah saat 9 sularında İstanbul’a ulaşıyorlar. 4 gün boyunca o dönem başkent olan İstanbul’da kalıyorlar.

14 Temmuz 1914 - İstanbul

Daha sonra 2 günlüğüne Bursa gezisi düzenliyorlar. Orada padişahların türbelerini ziyaret ediyorlar. İstanbul, Haydarpaşa Garı’na geri dönüyorlar ve orada Bağdat trenine biniyorlar. İlk hedefleri Adana şehrine ulaşmak. Bu seyahat, bazı şehirleri ziyaret ettikleri için aralıklı olarak tam 8 gün sürüyor. Zsigmond Fejes bu yolu sadece Almanlar’ın inşa ettiği Bağdat demiryolu ile gitmelerinin mümkün olduğunu söylüyor.

Seyahatte ilk durakları Hereke. Burada dokuma ve halı fabrikasına bir ziyarette bulunuyorlar.

17 Temmuz 1914 - Hereke Dokuma ve Halı Fabrikası ziyareti

Daha sonra Eskişehir’de bir gün geçiriyorlar. 40.000 nüfuslu şehir 800 metre rakımda bulunuyor. Burada kaymakam tarafından çok sıcak bir şekilde karşılandıklarından bahsediyor Fejes. Eskişehir’den Konya’ya yol sabah 6’dan akşam 8’e kadar sürüyor. Konya’daki bozkırı Hortobágy’ın bazı bölümlerine benzetiyor. Konya civarında kaliteli buğday yetiştirildiğinden bahsediyor. 60-70 bin nüfuslu Konya’da iki gün geçiriyorlar. 24 Temmuz 1914 akşamı Adana’ya ulaşıyorlar. Adana’dan demiryolu ile İskenderun’a geçiyorlar. Burası onların seyahatindeki en doğu noktası olarak kayıtlara geçiyor. Buradan o dönemki Küçük Asya’nın en işlek liman şehri Mersin’e geçiyorlar. Antalya Konsolosu Budapeşte kökenli Macar Pözel, Lloyd isimli bir Avusturya gemisiyle kendilerine ziyarete geliyor ve orada Alanya’da Konsolos Pözel’in yazlığında buluşmak üzere sözleşiyorlar. Aynı günün akşamı Konsolos Pözel gemiyle Antalya’ya geri dönüyor. Fejes burada savaşın çoğu şeyi değiştirdiğini söylüyor. Konsolos Pözel’le Alanya’da buluşamıyorlar. Belgrad’ın bombalandığı haberini Mersin’de alıyorlar. Mersin’de iki gün kaldıktan sonra Silifke’ye doğru hareket ediyorlar. Silifke’den Ermenek’e at üstünde geçiyorlar. Çünkü burada at arabası için yol yok. Bu yol üzerinde bulunan telgraf ofisinden Avrupa’daki durum hakkında bilgi alma şansları oluyor. Silifke’den Ermenek’e yol tam 5 gün sürüyor. Ermenek’ten Alanya’ya yine zorlu bir yoldan sonra nihayet Alanya’ya ulaşıyorlar. Fejes, Alanya’nın eskiden bir kale şehir olduğunu ve kale duvarların da hala ayakta olduğunu söylüyor. Şehrin konumu çok güzel. Çoğu ev buruna doğru inşa edilmiş. Lakos ve Arif burada şehrin yöneticisiyle görüşüyorlar. Artık ihtiyaçları olmadığı için eşekleri satıyorlar.

17 Ağustos 1914 - Alanya

Yukarıda da belirttiğim üzere Antalya Konsolosu Pözel savaş sebebiyle maalesef Alanya’daki buluşmaya gelemiyor. 18 Ağustos 1914 günü sabah saatlerinde küçük bir benzinli tekneyle 120 km uzaklıktaki Antalya’ya geliyorlar. Burada birkaç gün geçiriyorlar. Zsigmond Fejes’in 19 Ağustos 1914 tarihinde çektiği Antalya Hadrainus Kapısı fotoğrafı var.

19 Ağustos 1914 - Antalya Hadrianus Kapısı

20 Ağustos 1914 - Antalya Yat Limanı

Antalya'dan 4 günlük bir gemi yolcuğu ile İzmir’e geliyorlar. Artık dönüş yolundalar. Daha sonra Bandırma’dan İstanbul’a askeri bir amaçla kullanılan gemi ile seyahat ediyorlar. İstanbul’da tekrar Macar büyükelçi ile görüşüyorlar. Çektikleri fotoğraflar son derece önemli olduğu için büyükelçiye bu konuyla ilgili danışıyorlar. Büyükelçilikte kamera çantaları büyükelçilik mührüyle kapatılıyor ve koruma altına alınıyor. Yolda herhangi bir sorunla karşılaşmamak için büyükelçilik tarafından yazılan iki adet de resmi mektubu da yanlarına alıyorlar. Karadeniz üzerinden Köstence’ye ulaşıyorlar. Buradan da Bükreş’e. 5 saatliğine Bükreş’i gezme fırsatları oluyor ve daha sonra 30 Ağustos 1914 gece 22.00 sularında Predeal yakınlarında Macaristan sınırlarına giriş yapıyorlar. (bugünkü Romanya sınırlarında bulunan Braşov kenti yakınlarında küçük bir kent.)

28 Ekim 2019 Pazartesi

Macar Kültür Merkezi Ziyaretim

Herkese merhaba. Sziasztok mindekinek! Uzun zamandır istediğim fakat İstanbul'a yolum düşmediği için gidemediğim Macar Kültür Merkezi'ni en sonunda 16 Eylül 2019 tarihinde ziyaret ettim. Macar Kültür Merkezi'nin Müdürü Gabor Fodor ile Macaristan ve Macar tarihi üzerine keyifli bir sohbet imkanı buldum. Kendisine, beni ağırladığı ve Macar Kültür Merkezi'ni tanıttığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Macar Kültür Merkezi Girişi

Macar Kültür Merkezi Müdürü Gabor Fodor ve Hungarolog Onur Şahin

Gabor Bey, Macarca kitaplardan oluşan kütüphane için çok çaba sarfettiklerini ve kitap sayısının daha da artacağını söyledi. Kültür merkezini ziyarete gelen misafirlerle burada fotoğraf çektirmek adeta bir gelenek olmuş. Bize de bu değerli kütüphane önünde poz vermek düştü.

Macar Kültür Merkezi İç Kısım

Macar ve Türk Bayrakları

Ünlü Macar ressam Levente Baranyai'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi olan, insan elinin dünyaya verdiği zararı konu edinen, "Tyrannussapiens'in İzinde" isimli sergisini de ziyaret etme imkanım oldu.




Macaristan, Polonya, Çekya ve Slovakya'nın oluştuğu Visegrad Grubu

Macar Kültür Merkezi'nde bulunan dev Rubik Küpü

Macar Kültür Merkezi Bilgileri
Adres: Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi No:23 B Blok Kağıthane/İstanbul
E-posta adresi: macarkulturmerkezi@mfa.gov.hu
Telefon: +90 212 243 8288

Ziyaret Saatleri
Pazartesi: 10:00-17:00
Salı - Cuma: 10:00-18:00
Cumartesi: 12:00-18:00

Ulaşım
Macar Kültür Merkezi Kağıthane Polat Ofis'in giriş katında bulunmaktadır. Taksim Gümüşsuyu peronundan kalkan 48T otobüs ile 15 dakika içinde Kağıthane Belediyesi durağında inerek kolayca ulaşabilirsiniz. Mecidiyeköy'den gelmek için ise 49 numaralı otobüs (üst geçitten sonraki durak) ile 15 dakika içerisinde aynı durakta inerek bize ulaşabilirsiniz. Diğer otobüsler: 41Y, 41ST, 44B

Macar Kültür Merkezi'nin haritadaki konumu

16 Ağustos 2019 Cuma

Prof. Dr. László Rásonyi

Prof. Dr. László Rásonyi

Eski Türk kavimlerinin tarihi ve Türk-Macar ilişkileri konusundaki çalışmalarıyla tanınan ve Türkiye'deki Hungaroloji Ana Bilim Dalı'nın kurucusu Macar Türkolog.

László Rásonyi 22 Ocak 1899 tarihinde Liptószentmiklós’ta (günümüzde Slovakya sınırları içindeki Liptovský Mikuláš) doğdu.

Budapeşte ve Berlin Üniversitesi'nde Türkoloji ve Hungaroloji öğrenimi gördü. 1929'da Helsinki Üniversitesi'nde çalıştı. 1933-1934 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Türk Araştırmaları Enstitüsü'nde çalışmalar yaptı.

Prof. Dr. László Rásonyi, 1935 yılında Türk dili ve Türk tarihi çalışmalarına katkıda bulunacak bilim adamları yetiştirmek üzere faaliyete geçen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne Atatürk'ün isteğiyle kürsü kurucusu ve hocası olarak getirildi. Hungaroloji’nin kuruluşunda çok büyük emeği olan Prof. Dr. Rásonyi, Hungaroloji kütüphanesi'nin kurulmasında da büyük rol oynadı. Bu büyük bilim adamının Türkiye'ye gelmesinde o dönem Macaristan Eğitim Bakanı olan ünlü tarihçi Bálint Hóman'ın da büyük payı olmuştur. 1942 yılında Prof. Dr. Rásonyi Macaristan'a dönmüş, yerine 1943 yılında Tibor Halasi-Kun gelmiştir.

Prof. Dr. László Rásonyi, Türkiye'den ayrıldıktan sonra Macaristan'da Kolozsvár Üniversitesi'nde (Kolozsvár: günümüzde Romanya sınırları içindeki Cluj) Türkoloji profesörlüğüne atandı. 1942-1944 yılları arasında bu üniversitede Türkoloji kürsüsünün kurulmasına önayak oldu. 1946'da Budapeşte'ye döndü. Balkan Enstitüsü'nde (1947-1949) ve Macar Bilimler Akademisi'nde çalıştı. Doğubilim Enstitüsü'nü kurdu. 1962’de emekli olan Rásonyi, Ankara Üniversitesi’nin daveti üzerine Hungaroloji Kürsüsü’ndeki profesörlük görevine döndü ve bu görevi sekiz yıl daha sürdürdü. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu şeref üyeliğine seçildi, Cumhuriyet’in 50. yıl dönümünde devlet nişanı aldı. Aynı yıl Macar Bilimler Akademisi kendisine dil bilimi doktoru unvanını verdi.

4 Mayıs 1984 tarihinde Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de öldü.


Budapeşte 11. Bölgede bulunan hatıra plaketi

Eserleri
Prof. Dr. László Rásonyi, bilim çevrelerinde Türk onomastiği alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Onomasticon Turcicum adlı eseri bu yolda yeni bir çığır açmış ancak çeşitli girişimlere rağmen Türkçede henüz yayımlanamamıştır. Rásonyi'nin Türkçeye çevrilmiş eserleriyse şunlardır:

Tuna Köprüleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü
Tarihte Türklük, Örgün Yayınları
Türk Devletinin Batıdaki Vârisleri ve İlk M. Türkler, TKAE Yayınları
Doğu Avrupa'da Türklük, Selenge Yayınları
Anadolu'da Hristiyan Türkler


Doğu Avrupa'da Türklük Kitabı

7 Şubat 2019 Perşembe

Osmanlı Dönemi Macar Şehir İsimleri

Merhaba. Bu yazımızda günümüzde Macaristan sınırları içinde kalan Osmanlı dönemindeki Macar şehir ve kalelerine verilen Türkçe isimleri paylaşıyoruz.

Macarca
Türkçe
Buda
Budin
Esztergom
Estergon
Pécs
Peçuy
Eger
Eğri
Győr
Yanıkkale
Székesfehérvár
İstolni Belgrad
Mohács
Mohaç
Szigetvar
Zigetvar
Nagykanizsa
Kanije
Szeged
Segedin
Veszprém
Vespirim, Pesprim
Szolnok
Solnok, Sonluk
Simontornya
Şimontorna
Szekszárd
Seksar, Sekçay
Komárom
Komaran
Kecskemét
Keçkemet, Keskemet
Szécsény
Seçen
Hatvan
Hatvan
Kaposvár
Kapoşvar
Nógrád
Novigrad

1617 yılında Budin

17 Ocak 2019 Perşembe

Son Budin Valisi : Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa

Son Budin Beylerbeyi Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa (1616 - 2 Eylül 1686) aslen yeniçerilikten yetişmiş bir askerdir. 1669 yılında yeniçeri ağalığı görevine tayin edildi. Girit kuşatmasında gösterdiği başarılar üzerine vezirlik rütbesine terfi etti. Bundan sonra sırasıyla; Bağdat, Mısır, Bosna ve Budin valiliklerinde bulundu. 1684 yılında Halep Valiliğine, aynı yıl tekrar Budin Valiliğine tayin edildi.

Budin Valisi iken az bir kuvvetle 1686 yılında doksan bin kişilik Haçlı ordusunun kuşatmasına karşı durdu. Üç buçuk aylık kuşatma süresince Haçlı ordularının art arda on sekiz taarruzunu püskürttü ve düşmanın teslim tekliflerini de geri çevirdi. Gittikçe azalan kuvvetlerine şehre hakim tepeleri ele geçiren Kutsal İttifak ordusu yüzünden yardımcı kuvvet de alınamıyordu. Savaş sırasındaki talihsizliklere 1500 Osmanlı askerini aynı anda öldüren cephanelik patlaması da eklenince savunma zorlaşır. Daha sonra bütün askerlerini gönderip yüz tane fedaisi ile iç kaleye çekilir. Çok rahatlıkla kaçıp kurtulabileceği halde, "Bize yakışmaz... şanımıza leke sürdürmem!.." diyerek koca bir ordu karşısında askerleriyle birlikte ön saflarda çarpışmaya katılır. 2 Eylül 1686 günü Kutsal İttifak birlikleri altı koldan genel taarruza geçer. Abdurrahman Abdi Paşa Beç Kapısı'nda hakkın rahmetine kavuşur. Öldüğünde 70 yaşındadır. Ancak, öldüğüne İttifak kuvvetlerinden kimse kanaat getiremez, yanına da sokulamazlar. Korku ve endişeyle bakarlar. Onun yerde cansız uzandığını görenler, öyleyse gidin de gözlerinizle görün derler. Merhum Yiğit Arnavut Paşa, kolay kolay hafızalardan silinmeyen bir yer etmiştir kalplerde.

Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa

Şehre daha sonra yerleşen Macarlar ise Abdi Paşa'nın kahramanlıklarını asırlar boyunca unutmazlar ve şehit düştüğü yere çok daha sonraları üzerinde şu ifadelerin yazılı olduğu bir mezar taşı dikerler.

Bu taşta "145 yıllık Osmanlı egemenliğinin son Buda Valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa, bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2. günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun!" yazılıdır.

Mezar taşındaki Osmanlı Türkçesi ibare şu şekildedir: "Bûdîn vilâyeti son vâlîsi Vezîr Arnavud 'Abdurrahman 'Abdî Paşa 1686 senesi eylülünün ikisinde ba'de zuhr işbu mahall civârında şehîd olmuşdur. Rahmetullâhi 'aleyh''

Kabri, Toth Arpad Sokağı’nda bulunmaktadır. Beç Kapısı’na hâkim tepemsi görünümlü bir düzlüktedir. Dört köşesi gülle ile çevrilidir ve zincirlerle de korumaya alınmıştır.

Abdurahman Abdi Paşa'nın mezar taşı (Türkçe bölüm)

Abdurahman Abdi Paşa'nın mezarı (Macarca bölüm)

22 Ekim 2018 Pazartesi

1956 Macar Devrimi

Josef Stalin’in 05 Mart 1953 tarihindeki ölümü ve 17 Haziran 1953 tarihindeki Doğu Berlin’de ücretlerinin artırılması için greve giden işçilerin üzerine Sovyet tanklarının sürülmesiyle yüzlerce emekçinin katledilmesi Macaristan’ı da etkilemiş ve Macaristan’da da bazı fabrikalardaki işçiler ayaklanmıştı. Nedeni, yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi ve yaşanan ekonomik sıkıntılardı. Ekonomide yaşanan bunalım işçilerin olduğu gibi, tüm halkın rejimden memnuniyetsizliğinin doruk noktasına çıkmasına neden olmuştu. 1952 yılında Macaristan’da işçilerin ücretleri 1949 yılındaki düzeyinin ancak yüzde 82’sine ulaşıyordu. Ücretlerdeki bu düşüşten en çok etkilenen işçiler, “gözde” olmayan sanayi sektörlerinde, yani hafif sanayi ve tüketim malları sanayisinde ve tarımda çalışanlardı. Büyük ölçüde köylülerin muhalefetine rağmen kurulan tarım kooperatiflerinde üretim son derece verimsizdi; tarım üretimi 1952’de savaş öncesi düzeyin ancak yüzde 79’una ulaşıyordu. Államvédelmi Hatóság (Siyasal Polis Teşkilatı-AVH) aracılığıyla yürütülen baskı ve tutuklamalar, çeşitli antidemokratik uygulamalar ve siyasi davalar sürmekteydi. Gerçekten Mátyás Rákosi yönetimi altındaki Macaristan, öteki Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla en sert, kapalı ve halktan kopuk olanıydı.

1956 Macar Devrimi

Macaristan’da halkın tepkisinin giderek artması Moskova’yı da endişelendirmiş ve Macar Komünist Partisi lideri ve başbakanı Mátyás Rákosi Kremlin’e çağrılmıştı. Mátyás Rákosi koyu bir Stalinci’ydi ama 1953 yılına gelindiğinde artık tüm kredilerini tüketmişti. Sovyetler ondan başbakanlık koltuğunu Imre Nagy’a bırakmasını ve yalnızca parti liderliğiyle yetinmesini istiyorlardı.

Mátyás Rákosi

Sovyetler belki de Imre Nagy konusundaki tercihlerinde kendileri açısından hatalıydılar. Çünkü daha başbakan olduğu ilk gün parlamentoda yaptığı konuşmada, Sovyetler Birliği’nin Macaristan üzerindeki baskısını eleştiriyordu.



Imre Nagy başbakanlığı döneminde ekonomik liberallik ve siyasi özgürlük adına bazı reformlara imza attı. Bakanlar Kurulu kararıyla ağır sanayi yatırımları azaltıldı, hafif sanayi ve gıda endüstrisi yatırımları artırıldı. Bu karar ağır sanayi yerine artık temel tüketim ürünlerine öncelik verileceği anlamına geliyordu. Nagy’ın liberal açılımları yalnızca sanayi ile sınırlı değildi. Tarımda kolektifleştirmenin durdurulacağını, çalışma kamplarının kapatılacağını, Macaristan’da polis terörüne son verileceğini ve kapitalist Batılı ülkelerle ilişkilerin geliştirileceğini söylüyordu.

Yeni uygulamalar çeşitli nedenlerden dolayı bazı sorunlara neden olunca, başlangıçtan beri tüm gelişmeleri belli bir hoşnutsuzluk ve kuşkuyla izleyen partinin önde gelen kadroları arasında Nagy’a karşı muhalefet artmaya başladı. 1949’dan beri izlenen sanayi politikasının tersine çevrilerek yatırımlarda ağırlığın bu sefer de tüketim malları sektörüne kaydırılması, ağır sanayide üretim aksaklıklarına yol açtı. Tüketim malları üretimi yeterince artırılamadı ve çeşitli malların arzında görülen darlık aşılamadı. Köylülerin tarım kooperatiflerini kitlesel bir biçimde terk etmeleri tarımsal üretimde sıkıntılara yol açtı. Nagy’a karşı parti içinden ilk ciddi saldırı 1954 sonbaharında geldi. Yeni politikaların uygulanmasında hükümetin geri adımlar atması isteniyordu. Rakosi’nin etkinliği ve gücü giderek arttı; 18 Nisan 1955’te Macaristan İşçi Partisi Merkez Komitesi sağcı sapma ve hizipçilik ile suçlayarak Nagy’ı partiden ihraç etti. Başbakanlığa Andras Hegedüs gelmişti ama Merkez Komite Başkanı olarak Macaristan’ın ipleri gerçekte bir kez daha Rakosi’ye geçmişti.

SBKP’nin XX. Kongresi, Macaristan’da yeniden güçlenmeye başlayan Rakosi’nin konumunun sorgulanmaya başlaması için yeni bir dönüm noktası oldu. Rakosi’nin Kongre üzerine partiye sunduğu rapor Rakosi’ye karşı muhalefetin parti sınırlarını da aşarak tüm toplumda yaygınlaşıp güçlenmesine yol açan bir ivme oldu. Parti içinde ve dışında Rakosi’nin iktidarı bırakması talepleri yükselmeye başladı. Rakosi’nin kendisine yönelen eleştirileri hafifletmek amacıyla siyasal davalar ve kişi kültü konusunda yaptığı özeleştiri kendisine karşı oluşan güven bunalımının aşılmasını sağlayamadı. Rakosi karşıtı muhalefet, Mart 1956’da Budapeşte’de Petöfi Klubü’nün kurulmasıyla yeni bir güç odağı kazandı.

18 Temmuz 1956’da Rakosi’nin çekildiği ve yerine Parti Sekreterliği’ne en yakın yardımcısı Emö Gerö’nün getirildiği açıklandı. Yıllarca hapiste yatan ve itibarı yeni iade edilmiş olan Janos Kadar da Politbüro üyeliğine getirildi. Rakosi’nin yerine Gerö’nün gelmesi ve partinin önder kadrolarında ciddi bir değişim olmaması, aslında parti politikasında köklü bir değişiklik yapılmayacağının işaretiydi. Böylece Ağustos ve Eylül boyunca Rakosi ve Gerö çizgisine karşı birçok çevrede muhalefet artarak sürdü.

Eylül sonuna doğru Poznan’da ayaklanan işçilere karşı açılan davalardan hafif cezalar çıkması, Macar işçi ve aydınlarını kendi mücadele ve taleplerini güçlendirerek sürdürme konusunda cesaretlendirdi. 6 Ekim’de, 1948’de Tito yanlısı olmakla suçlanarak idam edilen eski dışişleri bakanı Rajk ve yoldaşları için düzenlenen devlet töreni 200 bin kişinin katıldığı sessiz bir kitlesel gösteriye dönüştü. Eylül’de ve Ekim başında işçi muhalefeti de sesini daha güçlü bir biçimde yükselmeye başladı. Talepler, daha çok fabrikalarda özyönetim organlarının kurulması ve işçi kontrolünün sağlanması üzerinde yoğunlaşıyordu. Muhalefetin sesinin giderek yükselmesi üzerine Ekim başında MDP geri adım atarak Nagy’ı yeniden partiye almak zorunda kaldı.

Macarların Ayaklanışı
22 Ekim’de iki farklı gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi, Budapeşte Teknik Üniversitesi öğrencilerinin ülke politikasına ilişkin 16 talepten oluşan bildirgeleriydi. Bildirgede tüm Sovyet birliklerinin Macaristan topraklarını terk etmesi, Imre Nagy başkanlığında yeni bir hükümet kurulması, serbest seçimler, siyasal partilere yeniden izin verilmesi, işçi ve köylülerin yaşam koşullarını iyileştirecek değişiklikler yapılması isteniyordu. İkincisi ise, Yazarlar Birliği’nin 23 Ekim’de Polonya ile dayanışma için 1848/49 Macar Devrimi’nin Polonya kökenli kahramanı General Josef Bern’in anıtında son bulacak bir yürüyüş düzenleme kararı almasıydı.

23 Ekim’de düzenlenen yürüyüşe çoğunluğunu gençlerin ve öğrencilerin oluşturduğu ama içlerinde işçilerin de bulunduğu büyük bir kalabalık katıldı. Bern Anıtı’nın önüne gelindiğinde, Yazarlar Birliği Başkanı Peter Veres yedi maddeden oluşan taleplerini okudu. Talepler son derece ılımlıydı ve aslında radikal devrimci bir niteliği de yoktu:
  • Sosyalizmin temel ilkeleri üzerinde yükselen bağımsız bir ülke politikası,
  • Sovyetler Birliği ve halk demokrasileri arasındaki ilişkilerde eşitliğin sağlanması,
  • Ulusal eşitlik temelinde ekonomik anlaşmaların yeniden düzenlenmesi,
  • İşletmelerin işçiler ve uzmanlar tarafından yönetilmesi,
  • Köylülere kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkının tanınması,
  • Rakosi kliğinin partiden uzaklaştırılması ve Nagy’ın hükümete alınması,
  • İşçi sınıfının tüm alanlarda siyasal olarak temsili, parlamento ve tüm özerk yönetim organlarının seçimlerinde serbest ve gizli oy hakkı.

Bern Anıtı’nda sonlanan gösterinin ardından göstericiler sayıları giderek artarak bu kez parlamento binasının önünde toplandılar. Akşam saatlerine doğru parlamentonun önünde toplananların sayısı 200 ile 300 bin kişiye ulaşmıştı. Göstericiler hep bir ağızdan Nagy’ın gelerek bir konuşma yapmasını istiyorlardı. Parti yöneticileri tarafından evinden alınarak parlamento binasına getirilen Nagy, göstericileri yatıştırmak amacıyla binanın balkonuna çıktı, “yoldaşlar diye seslendi. Kalabalıktan yükselen ses oldukça anlamlıydı: “Biz yoldaş değiliz!” Gerçekten de göstericilerin elindeki bayrakların ortası boştu. Çünkü bayraklardaki orak-çekiç resimleri kesilip atılmıştı.


Herkesin gösterilerin sona ereceğini düşündüğü sırada, o sabah Yugoslavya’ya yaptığı ziyaretten geri dönen Genel Sekreter Gerö’nün yaptığı radyo konuşması havayı bir anda yeniden tersine çevirdi. Gerö konuşmasında öğrencilerin ve de yazarların taleplerini dikkate almayacağını belli ettiği gibi, onları bir de karşı devrimcilikle suçluyordu. Öğrencilerin seslerini duyurmak için radyo binasına gideceklerini öğrenen kalabalık bu sefer de orada toplanmaya başladı. Radyo binasının önünde bekleyen AVH güçlerinin silahsız göstericilere makineli tüfeklerle ateş açmasıyla olaylar artık geri dönülemeyecek bir noktaya geldi.

AVH’ya destek için gönderilen askerlerin göstericilerin tarafına geçerek çoğu yerde silahlarını onlara vermesiyle, silahlanmaya başlayan halkla AVH arasında silahlı çatışma başladı. Çatışmaların duyulmasıyla birlikte Budapeşte’nin sanayi bölgelerindeki işçiler, silah fabrikalarına ve kışlalara girerek silah ele geçirdiler ve kamyonlarla radyo binasının önüne gelerek mücadeleye katıldılar. Ertesi günün sabahı parti gazetesi Szabad Nep’in bürolarını işgal ettiler. Aynı anda Sovyet birlikleri de Budapeşte’ye girerek ayaklanan halka karşı AVH’nın yanında halka saldırmaya başladı. Artık Budapeşte’de halk, Sovyet birlikleri ve AVH’ye karşı savaşıyordu.

24 Ekim sabahı Macar halkı yeni bir gelişmeyle uyandı. Olayların giderek kontrolden çıktığını gören Parti Genel Gekreteri Gerö, Imre Nagy’ın yeniden başbakanlığa getirildiğini açıklamıştı. Ama artık çok geçti. Nagy’ın halka silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısı ve o gün öğlen saatlerine kadar silahlarını bırakanların hiçbir ceza almayacağını söylemesi etkisiz kaldı. Macaristan’da yaşanan ve Nagy’ın kavrayamadığı gerçek, olayların başıbozuk bir kitlenin silahlara sarılarak ortalığı karıştırması değil, işçileri ve bütün bir halkı kapsayan bir ayaklanmanın, bir devrimin başlamış olduğuydu.

25 Ekim’de Gerö görevinden uzaklaştırıldı ve yerine Janos Kadar geldi. 27 Ekim’de Nagy yeni hükümeti kurduğunu açıkladı. Yeni hükümette MDP üyesi olmayan bakanlar da bulunuyordu. Yeni hükümetin ilk açıklaması Sovyetler Birliği ile görüşmelerin başlaması için ülkedeki birliklerin Macaristan’ı terk etmesiydi. 29 Ekim’de AVH’nin kapatıldığı, 30 Ekim’de tek parti sisteminin sona erdiği açıklandı. Yeni hükümetin göreve başlamasıyla, o ana kadar sürmekte olan silahlı çatışmalar da büyük ölçüde durdu. 30 Ekim’de Sovyet birlikleri Budapeşte’yi terk etmeye başladılar.
Devrim ve İşçi Konseyleri

İşçiler, Macar Devrimi’nde ancak ayaklanmanın başlamasından sonra belirleyici bir rol üstlenmeye başladılar. Bir taraftan silahlanıp sokaklarda AVH’ya ve Sovyet birliklerine karşı mücadele verirken, diğer yandan da devrim ve işçi konseyleri kurarak, üretimin sosyalist örgütlenmesini ve siyasal iktidara ortak olmayı hedeflediler. 23 Ekim 1956’yı izleyen günlerde, ülkenin her yerinde çeşitli konseyler kuruldu. Bunların bir kısmı köy, şehir ve bölge temelinde, ayrıca orduda, öğrenciler ve aydınlar arasında, bazı hükümet kurumlarında kurulan devrim konseyleri ya da devrim komiteleriydi. Fabrikalarda ise işçi konseyleri oluşturuldu.

24 Ekim’den itibaren bazen hiç şiddet kullanılmadan, bazen de AHV güçleriyle girilen ufak çatışmaların ardından Macaristan’ın büyük bölümü devrim konseylerinin denetimi altına girdi. Bu konseyler, kuruldukları yerlerde devlet kurumlarının artık tamamen kontrolünden çıkmış olan yerel düzeydeki işlerin örgütlenmesini üstlendiler. Devrim konseyleri, bazı yerlerde üyeleri toplantılarda gizli oyla seçilerek, bazı yerlerde de işçi, köylü veya çeşitli meslek gruplarının temsilcileri tarafından seçilerek kuruldular. Konseylerde toplumun hemen tüm kesimlerinin temsilcileri yer aldı.

26 Ekim’den itibaren devrim konseyleriyle Nagy hükümeti arasında görüşmeler başladı. Konseyler, istekleri kabul edildiği takdirde Nagy hükümetini destekleyecekleri söylüyordu. Nagy, konseylerin isteklerine uymak zorunda kalarak 1 Kasım’da Macaristan’ın Varşova Paktı’ndan çıktığını ve tarafsızlığını duyurdu.

İşgal ve Devrim’in Yenilgisi
Hükümet ve işçi konseylerinin anlaşmasının ardından işçi konseylerinin büyük bir bölümü genel grevi sona erdirme ve 5 Kasım’da fabrika ve işyerlerinde işbaşı yapma kararı aldı. 1 Kasım akşamı MDP Genel Sekreteri Kadar, yaptığı radyo konuşmasında partinin yeniden örgütleneceğini ve kurulacak yeni partinin Magyar Szocialista Munkaspart (Macar Sosyalist İşçi Partisi-MSZMP) adını alacağını duyurdu.

3 Kasım sabahı Macar halkı zafer kazandıklarını düşünüyor ve sokaklarda kutlama yapıyordu. Çünkü Sovyet tankları ülkeyi terk ediyordu. Oysa bu yalnızca, Macaristan’ı işgal etmek için gelecek olan diğer Sovyet tanklarıyla birleşmek için yapılan bir geri çekilmeydi. Aynı günün akşamı, Budapeşte yakınlarında görüşmeler yapan Macar kurulu Kızılordu komutanları tarafından tutuklandı.

Nagy’ın bilmediği, Kadar’ın kendi halkını satmış olmasıydı. Janos Kadar gizlice Moskova’ya gitmiş ve Kruşçev onu Sovyet müdahalesine ikna etmişti. Kadar 4 Kasım sabahı yaptığı radyo konuşmasında, Macaristan’da gerici ve karşı devrimci güçlerin sosyalizmi yıkmayı, kapitalistleri ve büyük toprak sahiplerini yeniden iktidara getirmeyi hedeflediklerini, bu nedenle yeni bir hükümet kurulduğunu ve Sovyet birliklerini karşı devrimci güçleri yenilgiye uğratabilmek için yardıma çağırdıklarını açıklıyordu.

Sovyetler Birliği’nin Macaristan’a askeri müdahaleye karar vermesine neden olan gelişme şüphesiz Nagy hükümetinin Varşova Paktı’ndan çıktığını açıklaması ve Macaristan’ın tarafsızlığının korunabilmesi için Birleşmiş Milletlere yardım çağrısında bulunmasıydı.

4 Kasım sabahı Macar halkı, Kızıl Ordu birliklerinin Budapeşte ve diğer büyük Macar kentlerine girmesiyle uyandı. 24 Ekim’de kurulmuş olan sokak barikatları yeniden kuruldu, Macaristan halkı yeniden savaşmaya başladı. Ama Macarların 6 binden fazla Sovyet tankına ve tam donanımlı 200.000 Kızıl Ordu askerine karşı savaşmaları çok zordu. Kızıl Ordu birliklerinin yüzlerce Macar insanını öldürerek Budapeşte’yi ele geçirmesi çok kısa sürdü. Macar halkıyla Sovyet birlikleri arasındaki çatışmalar yer yer daha sonraki günlerde de sürdü. Czepel, Dunapentele, Ujpest, Köbanya gibi işçi bölgeleri direnişin en uzun sürdürüldüğü yerler oldular. Kızıl Ordu’nun Macaristan’ı işgalinin ardından tüm Macaristan, Sovyetler Birliği, diğer halk demokrasileri ve batıdaki Sovyetler Birliği yanlısı parti ve çevrelerde sürdürülen resmi propaganda, Macaristan’daki sosyalist sistemi karşı devrimcilerin saldırısından kurtarmak için mücadele edildiği şeklindeydi. İşgalin başlangıcından yaklaşık bir hafta kadar sonra, yenilen Macar halkının elinden kentin çeşitli yerlerine bu propagandayla alay eden afişler asmaktan başka bir şey gelmiyordu:

Eski kapitalist sistemi destekleyen bir zamanların soyluları, toprak ve fabrika sahipleri, kardinalleri ve generalleri fabrika işçisi ve köylü kılığına girerek yurtsever hükümetimize ve Rus dostlarımıza karşı propaganda yapıyorlar. Neyse ki ülkede yedi namuslu adam bulundu. Hepsi de hükümette oturuyorlar.

Macar Devrimi’ne karşı Sovyetler Birliği yanlısı çevrelerce yöneltilen en önemli suçlama, karşı devrimcilerin ve faşistlerin bu ayaklanmanın yönlendiricisi olduklarıydı. Oysa kuruldukları andan itibaren devrimin tüm yükünü omuzlayan konseylerin, ülkede kapitalizmin yeniden inşa edilmesine ilişkin en ufak talepleri yoktu. Yalnızca Sovyetler Birliği’nin tüm halk demokrasilerine dayattığından farklı bir sosyalist sistem istiyordu. Karşı devrimcilik iddialarının en önemli dayanağı, ayaklanmanın çeşitli anlarında sokaklarda rastlanan linç olaylarıydı. Oysa bu linç girişimleri daha çok AVH üyelerine karşı yıllardır birikmiş kinlerinin dizginlenemez hale gelmesinin sonucuydu. Sonradan açıklanan resmi rakamlara göre, ayaklanma sırasında ayaklanmacılar tarafından öldürülenlerin sayısı 234’tü. Bunların 164’ü devletin silahlı güçlerinden (85 AVH üyesi, 40 asker, 27 polis ve 12 sınır koruma görevlisi) oluşuyordu ve bu sayıya yalnızca linç olayları sonucunda öldürülenler değil, çatışmalar sırasında ölenler de dahildi. Ayaklanmacılar arasında Macaristan’da yeniden kapitalizme dönülmesini isteyenler de elbette vardı. Fakat ne bunlar, ne de ayaklanmanın ilk günlerinde özgürlüğüne kavuşan ve özel mülkiyetin yeniden tesis edilmesini savunan Kardinal Mindszenty, devrim boyunca kilit konumdaydılar.

Kadar Yönetimi ve İşçi Konseylerinin Sonu
Sovyet işgalinin ardından ülkede ayakta kalan tek siyasi organ işçi konseyleriydi. Ülkede devam eden genel grevi sonlandırmak isteyen Kadar yönetimi ve Sovyet işgal güçlerinin konseylerin varlığını kabul etmek ve onlarla görüşme yapmak dışında seçenekleri yoktu. İşgalden sonra da yeni işçi konseyleri kurulmaya devam etti. İşçi konseyleri, grevin sona erdirilmesi için Kadar yönetimine, Sovyet birliklerinin derhal Macaristan’ı terk etmeleri, Kadar hükümeti üyelerinin içinde yer almayacağı yeni bir koalisyon hükümeti kurulması ve Nagy’ın bu hükümete katılması, en kısa zamanda tüm demokratik partilerin katılacağı bir seçime gidilmesi, Macaristan’ın tarafsızlığının sağlanması, işçi konseylerinin statüsünün korunması gibi noktalar içeren talepler ileri sürdüler. 13 ve 14 Kasım’da çeşitli işçi konseylerinin delegeleri bir araya gelerek Budapeşte Merkezi İşçi Konseyi’ni kurdular. Konseyler, Kadar yönetimine karşı daha güçlü ve birlik içinde ortaya çıkabilmek için merkezi bir organa sahip olma gereğini duymuşlardı. Kadar, işçi konseylerinin fabrikalarda yönetim konusundaki yetkilerini tanıyacağını ve diğer taleplerini adım adım yerine getireceğini açıkladı. Bir merkezi ulusal işçi konseyi kurularak bu konseyin hükümet üzerinde denetim yetkisine sahip olması talebini ise Macaristan’da zaten bir işçi ve köylü hükümeti kurulmuş olduğu (Kadar hükümeti kendini böyle adlandırıyordu) ve dolayısıyla böyle bir kurumun gereksizliği gerekçesiyle reddetti.

Kadar yönetiminin konseylerle yaptığı görüşmelerde bir oyalama taktiği izlediği ve konseyleri siyasal karar mekanizmalarının tümüyle dışında tutmak amacı taşıdığı belliydi. Buna karşın Budapeşte Merkezi İşçi Konseyi, işçileri 19 Kasım’da yeniden işbaşı yapmaya çağırma kararı aldı. Karar alındığı anda, Kadar yönetimi de işçi konseylerine karşı saldırılarını başlattı. Önce konseylerin kuruluş ve yetkilerine ilişkin kısıtlayıcı önlemler getirildi, bakanlıklara işyerlerine müdürler atama yetkisi tanındı. Bu kısıtlamaları tartışmak üzere 21 Kasım’da yapılması kararlaştırılan bir konsey toplantısı yasaklanınca, Budapeşte Merkezi İşçi Konseyi 48 saatlik genel greve gitme kararı aldı.

Kasım sonundan başlayarak, Kadar yönetimi Macaristan’daki tüm işçi ve devrim konseylerine karşı şiddetini giderek arttırdı. Önce konseylerin önderleri, ardından önderlik konumuna sahip olmayan basit üyeleri tutuklanmaya başladı. Tutuklamaları protesto etmek için ülkenin birçok yerinde düzenlenen gösterilerde göstericilere ateş açıldı, çok sayıda insan öldü ya da yaralandı. 9 Kasım’da Budapeşte Merkezi İşçi Konseyi’nin 11 Kasım’da başlayacak yeni bir 48 saatlik genel grev kararı üzerine tüm bölgesel ve merkezi konseyler yasaklandı. Genel greve tüm ülkede uyulması ve tüm hayatın felç olmasına rağmen konsey hareketinin yenilgisi artık durdurulamaz bir hale gelmişti. Aralık ortasında, grevlere katılanlara ölüm cezası verileceği açıklandı. Pek çok işçi konseyi, Ocak 1957’de artık çalışamaz hale geldiği gerekçesiyle kendi kendini iptal ettiğini açıkladı. Eylül 1957’de hâlâ varlığını sürdüren işçi konseylerinin yerine sendikalar önderliğinde çalışmalarını sürdürecek olan işyeri konseylerinin getirildiği ilan edildi. Konseylerin varlığına 17 Kasım 1957’de resmi bir açıklamayla tamamen son verildi.

Imre Nagy’a gelince… Sovyet tanklarının Macaristan’a girmesinin ardından Yugoslavya’nın Budapeşte Büyükelçiliği’ne sığınan Nagy, 22 Kasım günü kandırılarak elçilikten çıkarıldı ve ardından tutuklandı. Romanya’da bir hapishaneye konuldu. 16 Haziran 1958 günü sabaha karşı devrimi kışkırtmaktan suçuyla idam edildi.

Macar Devrimi artık tümüyle bastırılmıştı.

11 Eylül 2016 Pazar

Ziyaret Ettiğim Macar Şehirleri

Sziasztok mindenkinek! Herkese merhaba! 2. ülkem "Második hazam" olarak adlandırdığım Avrupa'nın en güzel ülkesi Macaristan'a ikisi devlet bursuyla olmak üzere toplamda 3 kere gittim. Bu seyahatlerimde birkaç şehir hariç hemen hemen tüm Macar şehirlerini gezdim. Bu yazımda sizlere ziyaret ettiğim Macar şehirleriyle ilgili izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Umarım beğenirsiniz.
Hungarolog Onur ŞAHİN Budapeşte'de...

Budapeşte: Tuna'nın incisi Budapeşte her konuda size başkent olduğunu hissettiriyor. Bunu diğer Macar şehirlerine gittiğinizde anlıyorsunuz. Budapeşte bir yana diğer şehirler bir yana diyorsunuz. Ülke nüfusunun yaklaşık 5'te 1'ini barındıran bu güzel şehir aynı zamanda Avrupa'nın en güzel ışıklandırılan şehirleri arasındadır. Aslında Budapeşte'yi çok fazla anlatmak istemiyorum. İmkanı olan hayatında en az 1 kere gitmeli ve o muhteşem güzelliği görmeli...
Parlamento Binası - Budapeşte

Debrecen: 2006 yılında 1 ay kaldığım Debrecen'de huzuru bulmuştum diyebilirim :) Sakin, güvenli ve huzurlu bir şehir. Trafikte son derece saygılı sürücülerin olduğu Debrecen'de otobüs ve kamyon sürücüleri bile anında durup size yol veriyor. Düzeni, sakinliği, güven verici yapısıyla yaşanılası bir şehir. Kaldığım süre zarfında diğer şehirlere nazaran çok az sayıda polis aracı görmem de güvenli bir şehir olduğunu kanıtlıyor. Aynı zamanda Debrecen nüfus bakımından ülkenin 2. büyük şehri. Macaristan'ın doğusunda, Romanya sınırına yakın bir bölgede bulunan şehir, son derece saygın bir eğitim veren üniversitesiyle birlikte bölge öğrencileri açısından cazip konumda. Üniversitesi tıp eğitimi alanında iddialı.
Debrecen

Szeged: 2014 yılında ziyaret ettiğim Szeged tam bir öğrenci şehri. Aynı zamanda kendimi en rahat hissettiğim Macar şehri. Tabiki diğer şehirlerde de rahat hissettim fakat Szeged sanki biraz daha rahat ve turistik bir şehir gibi geldi. Bunda öğrenci şehri olmasının etkisi var diye düşünüyorum. Ayrıca Tündérkonyha'da yediğim Macar yemeklerini de es geçmeyeyim. Gerçekten çok lezzetliydi. Sloganları da "Ha nem ízlik, nem kell kifizetni" Türkçesi "beğenmezseniz ödemek zorunda değilsiniz". Szeged'i gerçekten beğendim. Budapeşte'den sonra favori şehrim diyebilirim.
Szeged
Pécs: Pécs tarihi bir şehir. Bunu sokaklarında ve caddelerinde gezerken hemen anlıyorsunuz. Macaristan'daki Osmanlı dönemine ait en çok tarihi eserimiz bu şehirde yer almaktadır. Bunlardan bazıları "Gazi Kasım Paşa Camii, Yakovalı Hasan Paşa Camii, İdris Baba Türbesi"dir. Diğer Macar şehirlerine nazaran çok da düz bir şehir değildir Pécs. Kuzey tarafında yer alan Mecsek tepeleri şehrin az da olsa yokuşlu ve engebeli bir yapıda olmasına yol açar. Pécs'te çok sayıda Alman kökenli Macar vatandaşı yaşamaktadır. Habsburg etkisiyle birlikte 1688 yılından itibaren Almanlar bu şehre yerleştirilmiştir.
2010 yılında İstanbul ve Essen ile birlikte Avrupa'nın Kültür Başkentliği'ne ev sahipliği yapmıştır. Pécs diğer Macar şehirlerine göre Budapeşte'den sonra yayıldığı alan bakımından en büyük şehirlerden biri gibi geldi bana.

Hungarolog Onur ŞAHİN'in objektifinden Pécs

Kecskemét: Budapeşte'nin yaklaşık 80 km güneyinde bulunan Kecskemét önemli bir kavşak noktasıdır. Güzel havası, doğası, parkları, huzurlu yapısı ve çoğu şehre yakın olması nedeniyle sevdiğim şehirlerin başında gelir. 10 gün kaldığım şehirde mutlu oldum diyebilirim. Hayat biraz daha yavaş akıyor gibi Kecskemét'te. Ayrıca şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Evdeki çeşmelerden gelen su bile bir başkaydı. Resmen kaynak suyu gibiydi. Doğal güzellik ve kafa dinleme açısından favori şehrim :)
Ayrıca Mercedes fabrikası da bu şehirde bulunmaktadır.
Hungarolog Onur ŞAHİN'in objektifinden...
Miskolc: Bu şehirde 1-2 saat geçirmiştim yalnızca. Aklımda kalanlar ağır sanayi şehri olduğu şeklindeydi. Nispeten büyük bir şehir ve yayıldığı alan geniş.
Miskolc
Szolnok: Macaristan'da sevemediğim ender şehirlerden biri. Bana soğuk, kasvetli ve beton yığını bir şehir gibi geldi. Soğuk Savaş yıllarından kalan binaları ile bana itici geldi Szolnok. Şehrin ortasından Tisza nehri geçiyor fakat çok yeşillik göremedim bu şehirde. Sadece pazarı meşhur galiba. Pazarı'nda baya bir vakit geçirmiştim. Her türlü sebze meyve çeşidi vardı diyebilirim.
Hungarolog Onur ŞAHİN'in objektifinden Szolnok

Székesfehérvár: Macarlar bu şehire kısaca Fehérvar diyor. "Sandalyeli/tahtlı beyaz kale” anlamına gelmektedir. Szék kelimesi şehrin Macar Krallığı’nın başlangıç yüzyıllarındaki önemli rolü ile ilgilidir: szekhely bir kraliyet ikametgahı, merkez anlamına gelmektedir. Kutsal Krallık Doktrini’nden doğan zorunluluğa gore ilk Macar kralları burada taç giydi ve buraya gömüldü. Bu sebeple bu şehir önemli bir konuma sahip. Aynı zamanda büyük bir sanayi şehri. Ikarus otobüs fabrikası, Videoton televizyon ve radyo fabrikası bu şehirde bulunmaktadır.
2009 yılında Kodolanyi Janos Üniversitesi'nin daveti üzerine bu şehirde 4 gün geçirmiştim. Özetlemek gerekirse Budapeşte'den sonra baya bir sıkılmıştım bu şehirde. Üniversite yurdunun yakınında yer alan gölün kenarında oturup akşamları sohbet etmiştik Macar arkadaşlarımızla.
Székesfehérvar