24 Temmuz 2020 Cuma

Koronavirüs 200’den fazla yeni Macarca kelime yarattı

Karanténkert (karantina bahçesi) koronamém (korona capsleri) pánikvásárló (panik alıcı), vécépapírkrízis (tuvalet kağıdı krizi)… daha önce Macarca’da kullanmadığımız kelimeler. Ne anlama geliyorlar? Macarca ve diğer dillerde nasıl görünüyorlar? Bu kelimeler ne kadar hayatta kalır? Koronavirüs salgınının dünyada patlak vermesinden bu yana dil bilimciler son birkaç aydaki bu yeni ortaya çıkan kelimeleri araştırdılar.

Macar Bayrağı

Doç. Dr. Ágnes Veszelszki, Budapeşte Corvinus Üniversitesi’nde İletişim ve Medya Çalışmaları Bölüm Başkanı ve aynı zamanda hevesli bir dil araştırmacısı. Veszelszki, son zamanlarda yapılan bir çalışmasında, hepsi koronavirüs salgını sebebiyle ortaya çıkan 200'den fazla yeni Macarca kelime ve ifadeyi toplamayı ve incelemeyi amaçladı. Bunlar bizim dilimizde hızlı bir şekilde ortaya çıktı ve birçok kişi bunları günlük konuşmalarda- hem sözlü hem de yazılı olarak kullanmaya başladı ve herkes bunları kolay bir şekilde hemen anladı.

Salgın yeni kelimeler yarattı ve zaten mevcut olanları dilimizde daha sık kullanılır hale getirdi, Ágnes Veszelszki “e-nyelv.hu” web sitesinde bir araştırma başlattı. Çevrimiçi bir form yardımıyla bir anket oluşturdu ve Corvinus Üniversitesi’ndeki tanıdıklarından, arkadaşlarından ve çoğunlukla üniversite öğrencilerinden 200’den fazla yeni kelime ve ifade topladı. Veszelszki, bu kelimelerin son beş ay içinde Macar dilinde ortaya çıktığını ancak sonsuza kadar “bizimle kalmayacaklarını” vurguluyor. Çabuk doğmuş olmalarına rağmen, salgın sona erdiğinde kısa sürede kaybolacaklar.

Şimdi bazı örnek kelimeleri ve açıklamaları görelim!

Farklı kategorilerde yeni kelimeler ve ifadeler ortaya çıktı. Araştırmaya göre ilk ana kategori koronavirüsün kendisi, özellikleri ve reaksiyonlarıdır.

Covidinka
Covidiot’un İngilizce versiyonundan, ek bir “d” olmadan COVID + dinka’dan Macarca versiyonu doğmuştur. Dinka, salak anlamına gelen idióta’nın komik bir ifadesidir. Covidinka olan kişi, virüsü ve sonuçlarını umursamayan bir kişidir.

Megkoronázódik (Korona olmak)
Megkoronáz ifadesi, birisinin bir erkeği veya kadını kral veya kraliçe olarak taçlandırdığı anlamına gelir. Virüsün Macarca isminden (koronavírus) megkoronázódik kelimesi doğdu. Bu, birisinin koronavirüsüne yakalandığı anlamına gelir; “korona” kelimesi Macarca’da taç anlamına geldiğinden bu virüsle adlandırılmıştır.

Bir sonraki kategori ev, ofis ve uzaktan eğitim. Salgın nedeniyle, üniversiteler ve bazı işyerleri kapandı, insanlar uzun süre evde kalmaya ve odalarından çalışmaya mecbur kaldı. Elbette bu dönemi tarif eden yeni kelimeler de ortaya çıktı.

Karanténpedagógia (Karantina’da Eğitim)
Karantina + pedagoji. Bu kelime, öğretmenlerin çocukları kendi evlerinden eğittikleri öğretim alanındaki yepyeni bir terimi ifade ediyor.

Koronaválás (Korona Boşanması)
Corona + boşanma. Birçok uzman, evde kendi kendine karantinanın yarattığı stresli durumun evli çiftlerin yaşadığı birçok evde tartışmalara ve çatışmalara yol açması nedeniyle boşanma sayısının artacağını tahmin ediyor. Koronaválás, koronavirüs salgını nedeniyle boşanmış çiftler anlamına gelir.

Karanténszakáll (Karantina Sakalı)
Karantina + sakal. Kasım’da tıraş olmama meydan okumasına ek olarak, erkekler arasında yeni bir meydan okuma karanténszakáll (karantina sakalı) gerçekleşti, bu sadece geminin batması sonrası ıssız bir adaya düşmek gibi karantinada evde oturan erkeklerin hisleri sonucu uzun bir süre tıraş olmamak anlamına gelir. Yoksa sadece yeni bir trend mi? Kararı siz verin.

3. kategori neredeyse üç aydır tüm yaşamımızı geçirdiğimiz evlerimiz ile ilgili.

Karanténkonyha (Karantina Mutfağı)
Genellikle restoranlarda ve barlarda yemek yiyen birçok kişi çevrimiçi sipariş vermek veya yemek pişirmek zorunda kaldı. Karanténkonyha (karantina + mutfak) kelimesi sadece sıradan bir mutfak değil, daha önce yemek pişirmemiş birçok kişi için yeni bir yer ve restoranlar, barlar ve fast food yerleri anlamına gelir.

Karanténrecept (Karantina Yemek Tarifi)
Karantina + tarif. Süpermarketlerden malzemeye ihtiyaç duymayan tariflerdir çünkü her şey evimizde mevcut.

Karanténkert (Karantina Bahçesi)
Karantina + bahçe. Muhtemelen birçok insan, şu an apartmanlarda değil de eğer varsa bahçeli evlerinde yaşamayı tercih ediyorlar, biraz temiz hava almak için zamanlarını bu karantina bahçelerinde harcıyorlar.

Vécépapírkrízis (Tuvalet Kağıdı Krizi)
Tuvalet kağıdı + kriz. Süpermarketlerdeki tuvalet kağıdı yokluğu bu şekilde adlandırıldı.

Pánikvásárló (Panik Alıcı)
Panik + alıcı. Gübre, tuvalet kağıdı, yiyecek ve ev karantinası için gerekli diğer her şeyi büyük miktarlarda satın almak için mağazaya koşan biri.

Eğlence ve serbest zamanla devam edelim. Evde karantina sırasında, tüm durumu unutmak için kendimizi eğlendirmek şart. Çevrimiçi ortamda arkadaşlarımızla ve akrabalarımızla “buluştuk” ve zamanımızı bir ekran üzerinden geçirdik.

Karanténivászat (Karantina’da içmek)
Karantina + içme. Online içki buluşmaları düzenleniyor; bilgisayarınızın önünde bir kadeh şarap veya başka alkol çeşitleri ile oturup birlikte içki içebilme imkanı oluştu.

Karanténmese (Karantina Masalları)
Karantina + masal. Video konferans yoluyla bir hikaye okuma.

Karanténnapló (Karantina Günlüğü)
Karantina + günlük. Duygularımızı ve düşüncelerimizi sadece sıradan olmayan bir günlüğe yazmak, çünkü bu günlük sadece salgın günlerinde yazılmıştır.

Karanténtest (Karantina Vücudu)
Karantina + vücut. Bu yıl birçok kişi karanténtest’in (karantina vücudu) yeni plaj vücudu modası olacağını söylüyor. Bu kelimeyi kendi evinizde antrenman ve egzersiz yaparak geliştirdiğiniz vücut olarak açıklayabiliriz.

Koronamém (Korona Capsleri)
Corona + capsleri. Hayattaki diğer tüm büyük olaylar ve anlar gibi, coronavirus salgını, bizi eğlendirmek ve salgını unutmamızı sağlamak için komik capsler olmadan var olamazdı. Koronamém kelimesi, koronavirüs ile ilgili tüm capsleri ifade eder.

Koronapara (Korona Paniği)
Corona + panik. Para, panik anlamına gelen pánik’in kısa versiyonudur. Koronaparası olan biri salgın ve sonuçları hakkında gerçekten endişe duyuyor, eğlenerek ve rahatlayarak serbest zaman geçiremediğinden her zaman stresli kalıyor.

Yukarıdaki çalışma, birçoğundan sadece biri ve bunun gibi çok çalışma var. Veszelszki, bu yeni kelimelerin ve ifadelerin Macar dilinin temel parçaları haline gelmeyeceğini belirterek çalışmasını sonlandırıyor çünkü salgın sona erdiğinde herkes bunların neredeyse her gün kullanılan salgın zamanı kelimeleri olduğunu sadece hatıralarında yaşatacaktır.

Çeviren: Hungarolog Onur Şahin
Kaynak: Daily News Hungary sitesinden alınmıştır.

5 Temmuz 2020 Pazar

Afrika’da bir Macar Kabilesi: Magyarab

Magyarab, Mısır ve Sudan'da Nil Nehri boyunca yaşayan ve kendilerini Macar kökenli olarak adlandıran bir topluluktur. Soyları muhtemelen 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ordusuyla birlikte o bölgeye gelen ve orada kalan Macarlar'dan geliyor.


Halfa Vadisi'nde bir Magyarab ve Macar Bayrağı

İsimleri
"Magyarab" ismi yaygın olarak varsayıldığı gibi "Magyar" ve "Arab" kelimelerinin bir birleşimi değildir. Aksine, “Magyarab” ismi "Magyar" (Macar) ve yerli Nübye dilinde "kabile" anlamına “Ab” sözcüklerinin bir birleşimidir ve “Macar Kabilesi” anlamına gelir. Magyarab halkının çeşitli fiziksel özellikleri de onları çevreleyen Mısırlılardan ayırıyor.

Afrika kıtasındaki Magyarablar

Tarihleri
Efsaneye göre, kısa bir süre önce Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına giren Hıristiyan Macarlar, Güney Mısır'da savaşan Osmanlı ordusunun bir bölümünü oluşturdular. Belli ki, ordunun bu bölümünün bir kısmı veya tamamı orada kaldı ve o bölgenin yerel halkı olan Nübyeli kadınlarla evlendiler. Magyarablara göre, ataları 1517 yılında Buda'dan (bugünkü Budapeşte) gelen ve general olan İbrahim el-Magyar'dı. Yerel Nübyeli bir kadınla evlendi, Ali adında bir oğulları oldu. Ali'nin beş oğlu vardı (Selami, Mustafa, Djelal Eddin, Musa ve Iksa). Ali'nin beş oğlu tüm Magyarabların atasıydı. Diğer bir efsaneye göre ise ataları 1517 yılında Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Mısır’ı fetheden ordusu ile bu bölgeye geldi ve savaştan sonra İskenderiye'de bırakılan askerlerin isyanına katıldılar. Daha sonra İbrahim el-Magyar, yani Macar adında bir subay olan İbrahim (ya da Hassan el-Magyar) önderliğinde günümüzde Sudan’da bulunan Halfa Vadisi’ne kaçtılar. Bu hikaye Fransisken keşiş Gábor Pécsváradi'nin Macaristan Kraliyet Naibi (vekili) János Bánffy'ye gönderdiği ve 1516 yılında Kudüs'ten geçen Türk ordusunda görev yapan Macarlarla kişisel olarak konuştuğunu bildirdiği bir mektubuyla da destekleniyor. Tüm bu efsanelerin yanında Osmanlı İmparatorluğu 1516 yılında Sirem bölgesinden (Günümüzde doğusu Sırbistan'da, batısı Hırvatistan'da kalan bölge) ve Erdel'den özellikle de Temeş vilayetinden Macarları esir almış ve ordusunda görevlendirmişti. Magyarablar 1992 yılından beri Dünya Macar Federasyonu (Magyarok Világszövetsége) üyesidirler ve kendilerini hala Macar olarak görmektedirler. 1935 yılına kadar dünya Magyarabların varlıklarından bihaberdi. 1935 yılında ise Macar László Almásy ve iş arkadaşı, Alman mühendis ve kaşif Hansjoachim von der Esch, Nübye bölgesindeki bu kabileyi bir tesadüf üzerine buldular. Kabilenin temsilcileri Macar yetkililerle temas kurmaya çalıştı, ancak II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi nedeniyle maalesef bu gerçekleşemedi.

Halfa Vadisi'nde bir Magyarab

Bu insanlar şimdi yerel Nübye nüfusu ile evlilik nedeniyle karışık bir ırk görünümüne sahipler ve artık Macarca konuşmuyorlar. Bununla birlikte, 1935 yılı civarında, Halfa Vadisi’ndeki Magyarab adasının nüfusu ile birkaç hafta geçiren Esch, sadece o adada kullanılan ve ona göre Almásy tarafından benzer şekilde tanınan Arapça olmayan ve Macarca kelimelere benzeyen kelimelerin bir listesini hazırladı. Esch’in notları, Halfa Vadisi'ndeki tüm Magyarab'ın atalarının Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun herhangi bir bölgesini ifade edebilecek olan "Nemsa"dan (Avusturya adı için kullanılan Arapça kelime) geldiğine ikna olduklarını gösteriyor. Magyarablar’ın şefi tarafından atalarının Mısır / Sudan'a, Esch'in aslında General Sendjer veya Senger olduğunu varsaydığı Shenghal Sendjer tarafından yönetilen bir grup "Avusturyalı" asker olarak geldiği söylendi.

Magyarab bir çocuk. Ten renginin açıklığı dikkat çekiyor.

Magyarab Toplulukları
Magyarablar Nil boyunca, Sudan'da Halfa Vadisi çevresinde, Mısır'da Asvan çevresinde bulunan Magyarab-irki, Magyararti, Magyariyya, Magyar-nirki, Hillit el-Magyarab köylerinde ve yaklaşık 400 Magyarab da Mısır’ın başkenti Kahire'de yaşıyor.

Bölgede Macaristan'ın katkılarıyla yapılan briket üretimi

Magyarab Hakkında Atasözleri
Magyarab'a komşu değişik etnik kökenli insanların tarihi Magyarab halkı hakkında bize daha fazla bilgi veren atasözleri var. 

Al-majāri lā jisālli fil-mesjīd. – Macar camide dua etmiyor. 

Rá'sz el-mágyár zejj el-hágyár. – Macarların kafası bir taş kadar serttir. 

El-mágyárí jilbisz burnétá. – Macar bir şapka takıyor.

12 Haziran 2020 Cuma

Türk Psikolog için Büyük Bir Meydan Okuma: Macarca

Dr. Didem Kepir-Savoly. Ülkemizi Macaristan'da başarılı bir şekilde temsil eden bir psikolog. "Kisalföld" yerel gazetesi de kendisiyle ilgili bir haber yayınladı. Ben de bu haberi noktasına virgülüne dokunmadan Macarca'dan Türkçe'ye çevirerek değerli okuyuculara sunuyorum.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
TÜRK PSİKOLOG İÇİN BÜYÜK BİR MEYDAN OKUMA: MACARCA

Didem hayatında neyin önemli olduğuna burada farkına vardı

Dr. Didem Kepir-Sávoly, Sopron'da yaşayan Türk kökenli bir psikologdur. Yaşam yönetimi danışmanlığı yapmaktadır ve üniversitenin Benedek Elek Eğitim Fakültesi'nde misafir öğretim üyesidir. Sopron'a nasıl geldiğini, burada aradığını bulup bulamadığını ve planlarının ne olduğunu konuştuk.

“Türkiye'nin batısında doğdum. Psikolojik Danışmanlık alanında doktora yaptım. Kariyer ve yaşam danışmanlığı alanında uzmanlaştım. Macar eşim Loránd ile birlikte iki buçuk yıldır Sopron'da yaşıyorum.” Didem bunları İngilizce anlatıyor. Macarcayı çok az konuşabiliyor. “Eşimle 2007 yılında Budapeşte'de üniversiteden arkadaşlarımla birlikte Noel tatilimi geçirdiğim sırada tanıştım. Başlangıçtan beri İngilizce ortak dilimizdi, ilk başta kolay değildi, ama ilişkimiz gibi dil becerilerimiz de derinleşiyor” diyor gülümseyerek. Didem ve Loránd 2013'te evlendiler. Didem o zaman Ankara'daki üniversitelerden birinde ders veriyordu. Loránd da birlikte olmak için birkaç aylığına oraya taşındı, ancak Loránd kalabalık başkentte aradığını bulamadı.

Dr. Didem Kepir-Sávoly Sopron’un tarihi binalarına ve doğal çevresine çok değer veriyor.

“Nasıl devam edeceğini karar vermek gerekti. Geçiş yapmayı sevdim. Terapötik çalışmalar tam zamanlı ders vermekten daha ilgi çekiciydi. İstifa etmeden önce, bir yıllık ücretsiz izin aldım ve Sopron'a taşındık. Loránd burada doğdu ve büyüdü, bu şehri seviyor. Ben hayatımızı Budapeşte’de hayal etmiştim, büyük bir şehirde kişilerle iletişimde bulunmak daha kolay olurdu. Loránd Avusturya’da çalışıyor, ben de ilerde Viyana’da iş bulmak amacıyla Almanca öğrenmeye başladım. Bu sırada babam vefat etti, annemin yanında olmak için birkaç aylığına Türkiye’ye döndüm.”

2019 yılında Sopron'a döndüğünde, anadili Türkçe olan kişiler için çevrim içi psikolojik danışma ve kariyer danışmanlığı başta olmak üzere çevrim içi terapi işini kurmaya başladı. Şubat ayından itibaren üniversitenin Benedek Elek Eğitim Fakültesinde, uluslararası öğrencilere İngilizce olarak kariyer gelişimi ve danışmanlık öğretiyor.

Ayrıca şubat ayında üniversitede Macarca öğrenmeye başladım, ancak virüs durumu bu süreci yavaşlattı. Almanca öğreneceğim diye daha önce Macarca bir dil kursuna kayıt yaptırmadım ve Macarcayı da kendi kendime öğrenmek istediğimden dolayı çok zaman kaybettim. Dil engeli nedeniyle çevremden soyutlandığımı hissediyorum, bu yüzden samimi dostluklar kurmak zor oluyor. Bunu çok özlüyorum. Mağazalarda temel düzeyde kendimi ifade edebiliyorum, fakat örneğin eğer dili daha iyi konuşabilsem, güler yüzlü komşumuz teyzeyle sohbet etmek isterim, daha sonra ekliyor: Sopron, tarihi binaları, eski kenti ve doğal çevresinden etkilenen sakin bir şehirdir. Doğanın yakınlığı canlandırıcı, sakinleştirici, burada hayatımda önceliklerin neler olduğunu, gerçekte kim olduğumu fark ettim. Terapötik çalışmaya devam etmek istiyorum ve yakın gelecekte ikimizin de İngilizce konuşabileceği batıya doğru ilerlemeyi planlıyoruz. Ülkenin doğal güzelliği de yer seçiminde kesinlikle önemli bir rol oynayacaktır.

Kaynak: Kisalföld Gazetesi
Haber: Erika Nagy-Máthé
Fotoğraf: Dávid Magasi

1 Haziran 2020 Pazartesi

Macar Tarihinde Bir Kırılma Noktası: Trianon Antlaşması

Trianon Antlaşması, 4 Haziran 1920 tarihinde, I. Dünya Savaşı'nın galip İtilaf Devletleri ile Macaristan arasında, Fransa'nın Versay kentindeki Trianon Sarayı'nda imzalanan ve savaşı resmen sona erdiren antlaşmadır. Antlaşma 31 Temmuz 1920 tarihinde yürürlüğe girdi. 2020 yılı Trianon Antlaşması'nın 100. yılı...

Bu anlaşma Almanya'da olduğu gibi Macaristan'da da tepkiyle karşılanmış ve kaybettiği toprakları geri almaya yönelik politikalar izlenmesine neden olmuştur.

Macaristan'dan koparılan topraklar

HAZIRLIK
Müttefik Devletler'in savaştan sonra Macaristan'a barış şartlarını sunması oldukça gecikti. Bunun nedeni önceleri Macaristan'da Béla Kun liderliğindeki komünist rejimin varlığı ve sonraları daha ılımlı iktidarlar gelmesine rağmen Romanya'nın Budapeşte'yi işgali döneminde (Ağustos-Kasım 1919) yaşanan siyasi çalkantılardı. Sonunda Müttefikler yeni bir hükumeti tanıdılar ve 16 Ocak 1920 tarihinde antlaşmanın bir ön metnini Macar delegesine verdiler.

Anlaşmanın imzalandığı yer: Trianon Sarayı

ANLAŞMANIN ŞARTLARI
1) Toprak kaybı

Bu antlaşma ile Macaristan, topraklarının ve nüfusunun 2/3'ünü kaybetti. Bu anlaşmayla yaklaşık 3,5 milyona yakın Macar, ülke sınırlarının dışında kaldı.
  • Slovakya, Rutenya'nın Karpat Dağları altında kalan kısmı (bugün Zakarpatskaya adıyla Ukrayna'nın bir ili), Pressburg (Bratislava) ve bazı küçük yerler Çekoslovakya'ya verildi.
  • Batı Macaristan (Sopron hariç Burgenland'ın çoğu) Avusturya'ya verildi.
  • Hırvatistan (Medimurje dahil), Slovenya (Prekomurje dahil), Voyvodina ve Banat'ın bir kısmı Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'na (Yugoslavya'ya) verildi.
  • Banat'ın büyük kısmı ve Transilvanya Romanya'ya verildi.
  • Fiume İtalya'ya verildi.
  • Slovakya'nın kuzeyindeki birkaç köy Polonya'ya verildi.

2) Diğer Şartlar
  • Milletler Cemiyeti’ne Macaristan da dahil edildi.
  • Macaristan ordusu, 35 bin kişi olarak sınırlandırıldı. Hafif silahlı bu ordu sadece iç güvenlik ve sınır güvenliğinden sorumlu olacaktı.
  • Macaristan'ın ödeyeceği ağır savaş tazminatları sonradan belirlenecekti.

Macaristan'ın Kiskunhalas şehrindeki Trianon anıtı

Bu antlaşma neticesinde günümüzde Romanya'da yaklaşık 1 milyon 200 bin, Slovakya'da 500 bin, Sırbistan'da 250 bin, Ukrayna'da 150 bin, Avusturya'da 50 bin, Hırvatistan'da 15 bin, Slovenya'da ise 10 bin civarında Macar kökenli vatandaş yaşıyor.

21 Mayıs 2020 Perşembe

Macaristan Ankara Büyükelçisi Viktor Mátis'in Hungaroloji Ana Bilim Dalı Hakkındaki Görüşleri

Macaristan Ankara Büyükelçisi Sayın Viktor Mátis 21.05.2020 tarihinde Ankara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi tarafından video konferans biçiminde yayınlanan "COVID-19 Pandemisinin Uluslararası İlişkilere Etkileri: Macaristan-Türkiye İlişkileri" isimli programa konuk olmuştur.

Macaristan Ankara Büyükelçisi Viktor Mátis

Bu programda Büyükelçi Sayın Viktor Mátis, Hungaroloji Ana Bilim Dalı ile ilgili görüşlerini söylemiştir. Gerçekten de çok güzel ifadelerde bulundu. Ben de bu ifadelere yazılı olarak kaydettim.  Bir Hungarolog olarak Hungaroloji ile ilgili samimi ifadeleri ve görüşleri için Macaristan Ankara Büyükelçisi Sayın Viktor Mátis'e teşekkür ediyorum. Şimdiki Hungaroloji öğrencileri de gerçekten çok şanslı. Arkalarında bir büyükelçi ve Macar Devleti'nin desteği var. Gelin şimdi noktasına virgülüne dokunmadan programda o güzel Türkçesiyle sayın büyükelçinin söylediklerine okuyalım.

"Hungaroloji Ana Bilim Dalı çok tarihi ve köklü. 1936’dan itibaren var olan bir kurum olduğunu, Türkiye-Macaristan ilişkileri ile ilgilenen her Macar bilir, çok iyi bilir hatta ve bu kurum da bizim için çok önemli. Çünkü Türkiye’deki Macarcayı üniversite seviyesinde öğreten ve çok organize edilmiş ve kompakt bir halde olan tek kurum. Bu çok önemli. Şu anda şöyle de özetleyebilirim Macaristan hakkında en çok bilen ve en çok öğrenen kişiler ve özellikle Macar dilini en çok bilen kişilerin Ankara Üniversitesi D.T.C.F Hungaroloji Ana Bilim Dalı’ndan çıkması gerekir. Bu nedenle Hungaroloji başımızın üstünde yani Türkiye’deki en önemli eğitim kurumu. Bu nedenle de Ankara Üniversitesi ile olan iş birliğimiz de çok güçlü ve çok geniş. Buraya atandığımdan sonraki süreçte hocalara ve öğrencilere net bir şekilde şunu söyledim: Biz sizin Macarca bilmenizi istiyoruz. 4 sene sonra lisansı bitirdiğinizden sonra ve diplomanızı aldığınızdan sonra Macarca bilmenizi kesinlikle istiyoruz. Bunun için ne tür yardım, destek gerekiyorsa hem biz büyükelçilik olarak hem Macaristan devleti olarak sunmaya hazırız ve bunu çok net bir şekilde söyledim. Eğer bir Hungaroloji öğrencisi Macaristan’a bursla gitmek istiyorsa o halde o Hungaroloji öğrencisi Macaristan’a bir burs ile gidecek. Bunu biz organize edeceğiz. Çünkü Türk-Macar ilişkileri bir yandan çok önemli öbür yandan köklü ve şu anda Hungaroloji öğrencilerinde umudumuz çok ciddi, yani birkaç sene içerisinde şu an Hungaroloji öğrencilerinden birçoğunun çok iyi Macarca bilmesini istiyoruz çünkü bu hem kültür hem ekonomik hem siyasi ilişkiler için çok ciddi bir itici güç olabilir bu nedenle her türlü desteği sunmaya hazırız. Birkaç tane özel, sadece Macaristan’da bulunabilen kitap desteğinde bulunduk, ondan sonra çok ciddi değeri olan araştırmaları destekleyen programlarında bulunduk, ortak programlar organize etmeye çalışıyoruz geçen sene 15 Mart’ta Macaristan’ın Milli Günü vesilesiyle öğrencilerin çoğunu Kütahya’ya götürdük üniversite yönetiminin değerli destekleriyle. İşbirliğimiz çok iyi. Hungaroloji Ana Bilim Dalı’na benzeyen yani onun muadil kuruluşu da Macaristan’da var. Çünkü Macaristan’da Türkoloji çok önemli, çok güçlü, tarihi, köklü, çok güçlü bir kurum ve tabi onunla olan işbirlik de çok önemli. Mesela Türkoloji Macaristan’daki tek Türkoloji Budapeşte ELTE Üniversitesi’nde, Macaristan’ın en eski üniversitesinde bulunmaktadır. ELTE Rektörü’nün Ankara Üniversitesi’ne yaptığı geçen seneki ziyarette mesela iki rektör bir anlaşmaya vardı bundan sonra her sene Hungaroloji ve Türkoloji öğrenciler bir tür değişim programına katılacak, yaz kurslarına gelecekler ve gidecekler tabi ki bunu bu sene yapamıyoruz çünkü bu yaz biraz zor ama söylediğim uzun dönem burslar lisans da olabilir yüksek lisans da olabilir tek senelik 6 aylık veya araştırma eylülden itibaren planladığımız gibi devam edecek ve bu tabi Hungaroloji öğrenciler için de çok önemli yani onlar için hem Ankara Üniversitesi tarafında hem de tek tek öğrenciler tarafından ne gibi istekler girişimler geliyorsa biz onun hepsini yapacağız."

Programın tanıtımı

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Dünya çapında kullanılan Macarca bir kelime: Kocsi

Kocsi, Macarca kökenli bir kelimedir. Kocsi kelimesinin kökeni Macaristan’ın kuzeybatısındaki Komárom-Esztergom eyaletinde bulunan Kocs köyünden geliyor. Kocsi kelimesi de Kocs'a ait, Kocs'dan gelen vb. anlamlarını taşır. Yüzyıllarca atların çektiği bir araç anlamına geliyordu, ancak otomobillerin ortaya çıkmasından bu yana, Macaristan'da arabalar için de eş anlamlı olarak kullanılıyor. Diğer diller tarafından benimsenen birkaç Macarca kelimeden biridir.

1568 yılına ait bir Kocsi at arabası
15. yüzyılda Kocsi arabaları hafif, ince işçiliği nedeniyle hızlı ve nispeten rahattı. Bu sayede Avrupa çapında üne kavuştu. Bu arabaların gelişmesinde önemli rol, Kocs köyünün Buda-Viyana arasında posta yolunun geçiş güzergahında bulunmasıydı. Kocs köyü bir nevi dinlenme noktasıydı. Burada at değiştiricileri bulunmaktaydı. Bu posta yolu, vagon üretimi yapan köy için adeta bir sıçrama noktasıydı. Bu da Kocsi arabalarının modernizasyonu ve gelişimi için adeta bir teşvik demekti. Ortaya çıkan bu Macar araba, zamanın ağır at arabalarından farklı olarak çok hafif ve hızlıydı. Doğal esnekliği, iyi seçilmiş ahşap malzemelerin ince işçiliğinden kaynaklanıyordu. Tekerlekler, tahta kazıklar, ahşap burçlar, birkaç esnek sert ağaçtan yapılmış ahşap akslar titreşimi azaltır. Tekerleklerinin esnek oluşu sebebiyle konforlu seyahatler yapılabilmektedir. Bu özellikleriyle neredeyse tüm Avrupa'da kullanılmış ve meşhur olmuştur. Ülkelerin dillerine de bu isimle (Kocsi) geçmiştir.

Kocsi arabalarının doğduğu yere hoş geldiniz!

Aşağıdaki diller kocsi biçimini kullanır:
İngilizce - coach
Almanca - kutsche
Fransızca - cocher
Çekçe - kocár
Flamanca - goetse
Katalonca - cotxe
Lehçe - kotz
İtalyanca - cocchio
İspanyolca - coche
İsveççe - kusk
Slovakça - koc
Slovence - kocíja

Kocs Köyü'nün arması: Koç ve Kocsi arabası

Efsaneler, Kral Matthias'ın kocsi arabasını da kullanmaya istekli olduğunu söylüyor. 1998'den beri, yerli halk atalarının geleneklerini korumak için her yıl rekabeti iten bir araba düzenliyor.

Kocs Köyü'nün haritadaki konumu

22 Nisan 2020 Çarşamba

Hungarikum: Zsolnay Porselen Fabrikası

Zsolnay Porselen Fabrikası, Miklós Zsolnay (1800-1880) tarafından 1853 yılında Macaristan'ın Pécs şehrinde porselen, seramik ve taş üretmek üzere kuruldu. 1863'te oğlu Vilmos Zsolnay (1828-1900) şirkete katıldı ve birkaç yıl sonra yönetici ve müdür oldu. Oğul Zsolnay, Viyana'daki 1873 Dünya Fuarı ve daha sonra Zsolnay'ın Grand Prix aldığı Paris 1878 Dünya Fuarı da dahil olmak üzere dünya fuarlarında ve uluslararası sergilerde yenilikçi ürünleri sergileyerek fabrikayı dünya çapında tanınır bir vaziyete getirdi.

Zsolnay Porselen Fabrikası Marka Logosu

1893'te Zsolnay, eozinden yapılmış porselen parçaları tanıttı. Tádé Sikorski (1852–1940) Vilmos'un kızı Júlia ile evlendi ve baş tasarımcı oldu. 1900'de Vilmos'un oğlu Miklós yönetimi devraldı. Donmaya dayanıklı Zsolnay bina süslemeleri, özellikle Art Nouveau akımı sırasında çok sayıda binada kullanıldı. 1914 yılına gelindiğinde Zsolnay, Avusturya-Macaristan'daki en büyük şirketti. I. Dünya Savaşı sırasında, çanak, çömlek ve yapı malzemeleri üretimi kısıtlandı ve bunların yerine askeri kullanım amaçlı izolatörler üretildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra, fabrikanın şansı yaver gitmedi. Sırp işgali, pazar kaybı ve hammadde güvenliğini sağlama güçlüğü nedeniyle üretim azaldı. Yine de fabrika tüm bunları atlatmayı bir şekilde başardı.

Zsolnay porselen

II. Dünya Savaşı sırasında Budapeşte'deki üretim yeri bombalandı. Komünizm yönetiminde fabrika 1948'de kamulaştırıldı. Zsolnay adı fabrikanın isminden çıkarıldı ve Pécs Porselen Fabrikası olarak değiştirildi. Bu dönemde fabrikanın önceliği halkın kullanabileceği ucuz sofra ürünleri üretmek oldu. Ancak 1982 yılında piyasa ekonomisinin yeniden başlamasıyla birlikte şirket operasyonel bağımsızlığını yeniden kazandı, yeniden yapılandı ve Zsolnay ismi de geri döndü. 1991 yılında Zsolnay Porselen Fabrikası bir anonim şirket haline geldi ve beş yıl sonra özel bir sermaye şirketi tarafından satın alındı.

Zsolnay porselen tabakları ile her yemek daha lezzetli

Eylül 2008'de İsveçli şirket IKEA ile sözleşme imzalandı. Sözleşmeye göre Zsolnay, Eylül 2009'dan itibaren IKEA’ya yılda 5.000 ton seramik teslim edecekti. Bu anlaşma Zsolnay şirketi için oldukça büyük bir iş hacmi demekti. Şirket bu anlaşma ile yaklaşık 1,1 milyar Forint (4,4 milyon €) gelir elde etti ve satışlarını 3 kat arttırdı.

Fabrikanın yanı sıra Pécs şehrinde Zsolnay Porselen Müzesi de var.

Zsolnay Müzesi

Zsolnay ürünlerinin iki sırrı vardır. Biri eozin diğeri de pirogranittir. Taklit edilemez bir şekilde ürünlere parlaklık sağlayan bu iki teknik halen şirket tarafından bir sır olarak saklanıyor.

Eozin
El imalatı Zsolnay porselenlerindeki canlı renkler ve motifler kendine özgür bir farklılık yaratmıştır. Bunu 1893 yılında tanıtılan eozin sır kaplama sayesinde başarmışlardır. İlk hazırlanan renk tonunun açık kırmızı bir renk olması dolayısıyla eozin adı verildi. Eozin ismi, Eski Yunanca’da şafak anlamına gelen eos kelimesinden geliyordu. Zamanla farklı eozin renkleri ve süreçleri geliştirilmiştir. Eozin bazlı renk değiştirme stili, aralarında Sándor Apáti Abt, Lajos Mack, Géza Nikelszky ve József Rippl-Rónai'nin art nouveau ve Jugendstil sanatçılarının gözdesi oldu. Eozin’in sırrı, porselenin yansıma açısıyla renk değiştiren metalik bir görünüme kavuşturur. Tipik renkler yeşil, kırmızı, mavi ve mor tonlarını içerir.

Eozin sır ile kaplanmış çeşme

Pirogranit
Pirogranit, Zsolnay tarafından geliştirilen ve 1886 yılında üretime başlanan bir tür süs seramikleri ifade eder. Yüksek sıcaklıkta pişirilen bu dayanıklı malzeme, kiremit, iç ve dış mekan dekoratif seramikler ve şömineler için kullanıma oldukça uygun bir yapıdadır. Bir diğer özelliği de donma ve aside karşı oldukça dayanıklıdır. Malzemeyi binalarında kullanan mimarlar arasında Miklós Ybl, Ödön Lechner, Béla Lajta, Samu Pecz ve Imre Steindl sayılabilir. Matthias Kilisesi, Macaristan Parlamento Binası, Uygulamalı Sanat Müzesi, Jeoloji Enstitüsü, Kőbánya Kilisesi, Gellért Hamamları (tüm bu binalar Budapeşte'dedir), Kecskemét'teki Belediye Binası ve Pécs'teki Postane Sarayı’nda görülebilir.

Budapeşte'deki Matthias Kilisesi'nin pirogranit çatısı

21 Nisan 2020 Salı

Nobel Ödüllü Macarlar: Albert Szent-Györgyi

Yaşadığımız şu zor zamanlarda, dengeli beslenmenin, zinde kalmanın ve sağlıklı yaşam tarzının kilit unsurlar olduğu her zamankinden daha önemli bir hale geldi. Vitaminlerin sağlığımızdaki önemi uzun zamandır biliniyor. Macar bilim adamı Albert Szent-Györgyi, 1930’lu yıllarda C vitamini olarak da bilinen kimyasal askorbik asidi keşfetti. Bu keşfi ona Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazandırdı ve modern beslenmenin temelleri de bu dönemde atıldı.

Albert Szent-Györgyi

Üç kuşak bilim adamlarından oluşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Szent-Györgyi, doğal olarak erken yaşlardan itibaren bilimle ilgileniyordu. Budapeşte Üniversitesi'ne kaydoldu (bugün Eötvös Lóránd Bilim Üniversitesi veya ELTE olarak adlandırılıyor), ancak çalışmaları I. Dünya Savaşı sırasında kesildi. Hayatı boyunca savaş karşıtı olan Szent-Györgyi, savaştan kaçmak için kendi kolunu vurdu ve tıbbi diploma aldığı üniversiteye geri döndü.

1920'lerde, bitkilerde hücre solunumu ve enerji üretimi ile ilgilenmeye başladı ve bitkilerde büyümeyi ve normal işleyişi kesintiye uğratan veya engelleyen “esmerleşme” süreçlerini araştırdı.
Narenciye bitkileri üzerinde bir dizi deney yaparken, esmerleşmenin oksidasyonda aktif bir bitki enzimi olan peroksidaz ile indüklenebileceğini buldu. Szent-Györgyi daha sonra peroksidaza narenciye suyu eklenerek esmerleşmeyi geciktirebildi. Daha sonra narenciye suyunda aktif olduğuna inandığı koruyucu heksuronik asit ajanını izole etti. 1930'da Szent-Györgyi, Szeged Üniversitesi'nde tıbbi kimya profesörü olarak kabul edildi ve daha sonra askorbik asit olarak yeniden adlandırdığı heksuronik asit ile araştırmasına devam etti.

Albert Szent-Györgyi
Portakal suyu ve limon suyunda yüksek düzeyde askorbik asit olmasına rağmen, damıtmayı son derece zorlaştıran şeker de içeriyordu. Szent-Györgyi, bölgede çok ünlü olan kırmızı biberleri (paprika) yaratıcı bir şekilde kullanarak sorunu çözdü. Szeged dünyanın kırmızı biber (paprika) başkentidir. O kadar ünlüdür ki bu biber her restoranda tuzluk ve bu paprika biberlikleri her zaman yan yana bulunur. Bir gece Szent-Györgyi aklına bir şey geldi., eşi ona akşam yemeği için taze kırmızı biber verdi. Otobiyografisinde yazdığı gibi, “Onu yemek gibi hissetmedim, bu yüzden bir çıkış yolu düşündüm. Aniden farkettim ki hiç test etmediğim tek bitki paprikaydı. Laboratuvara götürdüm ve gece yarısına kadar bunun C vitamini ile dolu bir hazine sandığı olduğunu biliyordum.”

Askorbik asitin keşfinden dört yıl sonra Szent-Györgyi çalışmaları için 1937 yılında Nobel Ödülü'nü aldı. 1947 yılında Szent-Györgyi, Amerika Birleşik Devletleri'ne taşındı ve Massachusetts Woods Hole'daki Kas Araştırmaları Enstitüsü'nün direktörlüğünü üstlendi. 22 Ekim 1986 tarihinde öldü.